25 Mart 2010 Perşembe

KURU DOLMA



Çok önceden eklemeyi düşündüğüm bir tarif aslında.Ama dünya telaşı dedikleri şeyden olsa gerek bugüne kadar yazılamadı.Çocukluğumun damak tatlarından biri.Bizim İç Anadolu'da pek bilinmez ve yapılmaz.Ama söz konusu Gaziantep ise ve onu yapan becerekli teyzemse işte o zaman her şey bambaşka olur.Her yaz memlekete gelirken bir tencere dolusu kuru dolmayı üşenmeden yapar ve getirirdi.Kalabalık eşliğinde yenen bu lezzetten,bu keyiften daha fazlası olamaz,derdim.Patlıcanlar,biberler ve kabaklar...Favorim ise patlıcandı-hâlâ da öyle-biber çok acı gelirdi;kabak ise yavan.Ama patlıcan tam kıvamında acısıyla,ekşisiyle,tadıyla...Acıya alışmam da ona sevgimden.Malum Antep'in acısı ile Aksaray'ın acısı bir olmuyor.Üniversite son sınıftayken de teyze kızından yemek kısmet olmuştu.O Urfa'da öğretmen;ben öğretmen olma yolunda adım adım ilerlerken."Ne yapayım,ne istersin?" diye sormuştu.Hiç tereddüt etmeden KURU DOLMAAA diye çığlıklar atmıştım.Sağolsun kırmayıp yola çıkacağımız gün yapmıştı.Yurttaki kızlara da götürme şansımız olmuştu sayesinde.Gaziantep'e kimin yolu düşse ilk ve tek isteğim kuru dolmalıklar olur.Bu sene annem gittiğinde alıp gönderdi sağolsun.Sonrasında yarı yıl tatilinde kız kardeşim Adana'dan gelirken getirmişti bir sürü.Hâlâ onları kullanıyorum ama çok az kaldı:(Burada da kurutuyorlar ama nasıl olduğu konusunda bir fikrim yok.Mecbur kalırsam alıp tecrübe edeceğim artık.En son pazar günü dostlarla tadına vardık bu nimetin.Nedense daha bir tatlı geldi.Artık muhabbetten midir yoksa Denizli'de yorgun düşüp akşamın ilerleyen saatlerinde aç bi aç halde yendiğinden midir bilinmez ama çocukluğumun kıpırtılı,sevinç dolu günlerine yaptığım en lezzetli yolculuklardan biriydi.Eeee bu kadar anlattıktan sonra nasıl yaptığımı daha doğrusu teyzemden nasıl öğrendiğimi anlatmasam ayıp olur.Hadi buyrun:

MALZEMELER
15′er adet kurutulmuş patlıcan ve biber dolması yıkanmış
1 su bardağı pirinç
4 baş kuru soğan, yemeklik doğranmış
8 diş sarımsak
yarım demet maydanoz, doğranmış
1 yemek kaşığı salça
1 yemek kaşığı kuru nane
1/2 yemek kaşığı pul biber
1 tatlı kaşığı karabiber
1 çay bardağından bir parmak az zeytinyağı
1,5 tatlı kaşığı tuz
Nar ekşisi
Sumak

YAPILIŞI
Derin bir tencerede haşlama suyu kaynatın. Önce biberleri atın, bir iki taşım kaynamasını bekleyip süzgeçle alın. Sonra patlıcanları atın. 5 dakika kaynatıp süzgeçle alın. Diğer tarafta bütün dolma iç malzemesini karıştırın. Sırayla patlıcan ve biberlerin içini yeterli miktarda doldurun (bir parmak boşluk kalacak şekilde). Ağızlarını birleştirip yan yana dizin. Bütün dolmalara aynı işlemi uyguladıktan sonra üzerine nar ekşili su dökün. Dolmaların üzerini bir tabakla kapatıp pirinçler pişene kadar pişirin. Sıcak veya ılık olarak servis yapın. 

*Dolmaların üzerine su dökmeden önce sumak da serpebilirsiniz.
*Soğan ve sarımsağı ne kadar bol olursa o kadar lezzetli olur.

Afiyet olsun:)

PİRAYE



Yoğun ama çok güzel bir haftaydı geride bıraktığım.On yıllık bir dostluğun sıcaklığı ile nevruz ateşi birleşince unutulmayacak güzellikte bir bahar başlangıcı oldu.Yemekler yenildi,okeyler oynandı gece yarılarına kadar(ev sahibi olark centilmen olmayı ihmal etmedik.hep onlar kazandı:),piknikler yapıldı,ateşler yakılıp üzerinden atlandı,dostluk sayfasına yeni yazılar,fotoğraf karelerine unutulmayacaklar eklendi.Eski günler,bu günler,gelecektekiler üzerine birçok kelime tükettik.Kısaca güzel oldu bu dost ziyaret baharla birlikte.Doğa gibi tazelendik,yeşillendik,çiçek açtık...Dostların evlerine dönmesiyle maraton kaldığı yerden devam ediyor.Çocukların yazılıları,deneme sınavları derken daha fazla bunalmamak adına tutunacak bir şeyler ararken çıktı karşıma.Önceki haftalarda öğrencilerle konuşurken geçmişti ismi.V e öğrencim bir hoşluk yaparak okumam için bana getirmiş.Adı PİRAYE.Canan TAN'ın bir kitabı.Uzun zamandır okumayı istiyordum ama bir türllü almak kısmet olmamıştı.Şimdi öğrenci getirince almamazlık olmaz dedim.Pazartesi iade ederim, dedim ama pazartesiye kalmadan bir günde bitirdim.Hoş,akıcı bir dili olan kitap.Okuma aşkımı canlandırdı yeniden.Bugün de öğretmen arkadaşımdan "BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ" adlı kitabı aldım.Mutluyum.Seviyorum kitap okumayı,okuyarak yaşamayı.Bu arada yarın öğlen okuldaki arkadaşlar yemeğe gelecekler.Şimdi hazırlık yapacağım biraz.Tarifler yakında burada olacak.İyi geceler...

16 Mart 2010 Salı

ÇOCUKLAR GÜLSÜN DİYE:)))




Gülben Ergen'in geçen haftalarda Hürriyet gazetesindeki röportajında karşılaştım bu projeyle.Niyet çok samimi.Başarılı olacağına inanıyorum.Hele okul öncesi eğitimin kişiye,aileye,çevreye kısacası yaşama katkılarını bilen biri olarak sonuna kadar hem maddi hem de manevi destekleyeceğim bir proje.
Her şey bir yana sanatçıların böyle işlere imza atması beni inanılmaz mutlu ediyor."İşte böyle olmalı!!!" diyorum;yıllarca Hülya AVŞAR ile polemikleriyle gündeme gelen kişiyi görmektense Gülben ERGEN'i bu haliyle görmeyi tercih ediyorum.Proje ile ilgili detaylara buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.Unutmayın her şey "ÇOCUKLAR GÜLSÜN DİYE".


15 Mart 2010 Pazartesi

KISIR

Efendim yoğun bir gündü.Öğrencilerimi çok seviyorum,onları anlamaya çalışıyorum,onlar gibi dinamik-hareketli-aktif olmaya çalışıyorum ama malum artık onlar kadar genç olmadığım için bunda çok da başarılı olamıyorum.Okul bitiminde tam bir viraneye dönüyorum.Hele bir de nöbetçiysem hele o nöbet bahçede ya da 1. kattaysa o zaman beni hiç görmeyin.Çaysızlıktan-susuzluktan dudaklarım kurumuş,bağırmaktan sesim kısılmış ve sinirden saçlarım tel tel havaya dikilmiş bir vaziyette görürsünüz.Bugün bahçe ve 1. kat nöbetçisi olmamama rağmen bu haldeydim yine.Malum SBS varken ve çocukların soruları bir yığın haline gelmişken dersler dışında da sorularla boğuşuyorsunuz.Derken okul bitiyor eve geliyorsunuz "ne yemek yapsam?" diye düşünürken kolunuzu kaldıracak halinizin olmadığını bilmek ve uzandığınız kanepeden kalkamamak işinizi iyice zora sokuyor.Aslında bugün aklımda mücver yapmak vardı ama uğraşmak istemediğimden vazgeçtim.Sonra aklıma kısır düştü ve her şeye rağmen uğraşmaya karar verdim.Sağolsun eşim de yardım etti de işi kolayladım.Valla çok da güzel oldu.İyi ki yapmışım.Eminim herkesin bir bildiği bir kısır tarifi vardır.Ben de benimkini paylaşayım istedim.Şimdiden afiyet ola:)
İçindekiler
  • 2 su bardağı ince bulgur
  • 1,5 yemek kaşığı biber salçası
  • 1,5 yemek kaşığı domates salçası
  • 10 sap taze soğan
  • 1 adet orta boy kuru soğan
  • 1/2 demet maydonoz
  • 1/2 adet limon
  • 4-5 diş sarımsak
  • 1/2 su bardağı zeytinyağı
  • 4 yemek kaşığı nar ekşisi
  • 1 yemek kaşığı kuru nane
  • 1,5 su bardağı sıcak su
  • tuz
Hazırlanışı
  1. Bulguru kapaklı bir kaba koyun.Üzerine kuru naneyi ekleyin.
  2. Bir su bardağına limonu sıkıp, tuzu  koyduktan sonra üzerini kaynar su ile tamamlayın.
  3. Hazırladığınız tuzlu ve limonlu suyu bulgurun üzerine boşaltın. Geri kalan yarım bardak suyu da ilave edip, buharı uçmadan, hızlıca karıştırıp bulgur yumuşayıncaya kadar yaklaşık yarım saat dinlenmeye bırakın.
  4. Bu sırada nar ekşisi ve zeytinyağını karıştırıp bir kenarda bekletin.
  5. Yumuşayıp, ılıklaşmış bulguru biraz yoğurun.
  6. 1 adet kuru soğanı küçük küpler halinde doğradıktan sonra sarımsakları da küçük küçük doğrayıp  zeytinyağında salçalarla iyice kavurun.
  7. Kavurmuş olduğunuz soğanı bulgura ekleyip yoğurun.
  8. Kıyılmış maydanoz ve taze soğanı ekledikten sonra nar ekşili sosu üzerine gezdirip, servis edin.
  9. Yanında marul ile turşuyu ikram etmeyi unutmayın.

14 Mart 2010 Pazar

BAHARATLI SICAK ÇİKOLATA


Kışın en sevdiğim içeceklerin başında salep gelir yıllardır.Şimdiye kadar en güzelini Ankara'da içtim sanırım.Ya da öğrenciliğin ve gençliğin getirdiği güzellikten hafızamda oradaki daha güzelmiş gibi kalmış olabilir.Gittiğim yerlerde genellikle salep isterim.Ta ki Makbulelere gidip onda baharatlı sıcak çikolata içinceye kadar.Kendisi öğretmen arkadaşım olur.Bir akşam öğretmen arkadaşlarla kendisini ve eşini ziyarete gittik.Kendisinin ne kadar becerikli ve farklılıklara açık olduğunu biliyorum.O akşam yine farklı şeylerin bizi beklediğinden hiç şüphem yoktu.Ve yanılmadığımı ilk ikramında ispatlamış oldu.Hani bizde genellikle akşam oturmasına gelen misafire çaydan önce kahve ikram edilir.Makbule ise farklılık yaptı ve sıcak çikolata getirdi.Önce şu hazır satılanlardan ve tadını beğenmediğim çikolatalardan sandım ama içtikçe...aman Allah'ım bir şeyler farklı.Acı gibi, tatlı gibi;kokusu da bir farklı mis gibi kokuyor.İçinde krem şanti de var,kırmızı biber de.Zıtlıkların uyumu ancak bu kadar güzel olurdu ve bunu cesur bir yüreğe sahip Makbule sunmaya cesaret ederdi.Tek kelimeyle bayıldım-k-.O mutfakta servisleri hazırlamakla meşgulken biz onu çekiştiriyorduk-ne kadar güzel yapmış,nerden bulmuş diye-Sonra dayanamyıp sorduk bu nedir?Nasıl yapılır diye?O da tarifi devletşah'tan aldığını söyledi.Vakit kaybatmeden devletşah'ın sitesine girip baktım.Ama yapmak geçen güne kısmet oldu.Güzeldi eşim de beğendi ama ben Makbule'nin yaptığını daha çok sevdim.Tarif aşağıdadır.Mutlaka deneyin pişman olmayacaksınız.
Malzemeler (1 kişi için)
Üstü için
Hazırlanışı
  1. Krema çırpılıp derin dondurucuya kaldırılır.
  2. Bütün malzemeler bir cezvede karıştırılarak pişirilir.
  3. Fincana konulan sıcak çikolatanın üzerine çırpılmış krema konulur.
  4. Toz kakao serpilir.
Notlar
  • Sadece bitter çikolata veya sadece sütlü çikolata ile yapabilirsiniz. O zaman ya biraz daha acı ya da biraz daha tatlı bir içeceğiniz olur.
  • Eğer o gün pasta yapmışsanız çırpılmış krema yerine ayıracağınız yi kullanabilirsiniz.
  • Makbule sadece kırmızı biber,karabiber ve zencefil eklediğini söyledi.Muskat cevizi çok farklı bir tat vermiyor bence.Olmasa da olur yani.

HAFTA SONU

 
Vazgeçilmezlerden oldu artık benim ve eşim için hafta sonları.Zor ve sıkıntılı geçen koskoca 3 yılın sonunda hafta içi gibi artık hafta sonlarının da kıymetini biliyoruz.
Mesela cumartesileri pazara gitmezsek olmuyor.Öncelikle mutlaka balıkçımıza uğruyoruz.Gözümüz hangi çeşidi kestirirse akşam soframızı o süslüyor.(Her hafta başka bir çeşiti denesek de benim favorim hâlâ palamut ızgara:)Balığımıza iyi bir arkadaş olsun diye rokamızı,marulumuz,maydanozumuzu,...bilimum yeşilliklerimizi aldıktan sonra pazarda gezerek,evimizin eksiklerini alarak tadını çıkarıyoruz bu nimetin.Önceki görev yerimizin küçük bir köy olması sebebiyle pek pazar keyfimiz olmuyordu.Çünkü sadece üç manav vardı.Ve her hafta aynı çeşit sebze ve meyveler.Maydonoz ve yeşil soğanı bulmak büyük bir mucizeydi.(nasıl bir köymüş orası diyeceksiniz ben de "işte öyle bir köy" diye yanıtlayacağım).O yüzden lojmanın balkonunda maydonoz,soğan ve çeri domates yetiştirme sevdası ve ihtiyacı vazgeçilmez olmuştu.Hoş bahçe kültürünün benim için artık vazgeçilmez olduğunu burada da ispatlamış oldum.Bir şeyler yetiştirmek,üretmek;bir şeylere emek vererek beklemek inanılmaz zevkli...Aynı zevki öğrencilerimle de yaşıyorum.Hani konuyu anladıklarında,sorulara yanlış cevap vermediklerinde ve bir şeyler ürettiklerinde....işte o en doyumsuzu.Şükür ki bu sene yazmaya sevdalı on beş yüreğe sahibim.Başta çok iyi değillerdi.Neyi,nasıl ifade edeceklerini bilmiyorlardı.Ama şimdi hepsi iyi bir deneme yazarı;iyi bir hikayeci;iyi bir köşe yazısı takipçisi.İçlerinde gelecek vaat edenler çoğunlukta.Bir gün elime kitaplarının geçeceğini;yazılarını dergi ve yazılarda göreceğimi bilmek yüreğimi kıpır kıpır ettiriyor.Konu öğrencilerim olunca konu böyle yön değiştiriveriyor.Ne diyordum;hı hafta sonunun güzelliği.Evet pazarımızı yaptıktan sonra türk kahvelerimizi içerken gazete okumak;sonra beğendiğimiz bir filmi seyretmek;kitap okumak sonrasında yarım saatçik(2 saatten az hiç olmadı) kestirme hafta sonumuzun renkleri.
Pazar günleri kursum olduğu için ben erkenden çıkıyorum.Kocacım bana güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamış oluyor geldiğimde.Herkes uykuda iken kursa gitmek bazen can sıkıyor ama sonunda güzel bir kahvaltı sofrası görmek unutturuyor bu can sıkıntısını.Bu sabah yine yollar bomboşken,hafiften yağmur çiselerken ve Mustafa CECELİ'den "DÖN" şarkısı bangır bangır çalarken hiç hız yapmadan;3. vitese bile takmadan hatta saatte 30 km'yi bile geçmeden; şarkının,boş yolların ve yağmurun tadını çıkarmak adına yolumu uzattım.Ve iyi ki uyuyarak bu güzelliği kaçırmamışm, dedim.Yazıma ne kadar yansıdı bilmiyorum ama çok huzurluyum.Çok şükür.Çok şükür.

8 Mart 2010 Pazartesi

Dikenli Sevda

 
Basit ya da kolay olmamalı çoğu şey benim için.Karışık,zor ve uğraştırıcı olmalı(sanırım çocukluğuma inmemiz gerekiyor).Sevmiyorum öyle kolay olanları : kolay sorular,kolay insanlar,kolay arkadaşlıklar ve kolay sevdalar.Her zaman zor oldu bir şeyler hayatımda.Belki de öğrenilmiş bir çaresizliğin getirdiği doğal bir sonuç 'zor'u istemem."Ben istemesem de nasıl olsa zor hep beni bulacak." düşüncesi.Çevremdeki nesneleri de belirliyor ve etkiliyor ister istemez bu düşüncelerim.Kaktüsleri çok sevmem bundan olsa gerek.Çok sevdiğim kaktüsümü önceki görev yaptığım okul müdürünün eşine hediye vermiştim.Malum hatırlanmak her şeye değer,ve her şeyden değerli...Dolayısıyla buraya gelince evime aldığım şeylerin başında kaktüsler geliyor.Bugün onların saksılarını değiştirdim;annemin antalya'dan gelirken verdiği iki kaktüsün de saksılarını değiştirdim.Hazır elim toprağa değmişken boş duran yoğurt kovalarına soğan ve maydanoz ekeyim dedim.Böylece günlerdir üzerimde biriken olumsuz elektiriği de toprağa devretmiş oldum.Ooooohhh bi güzel rahatladım.
Sonrasında geçen sene bir öğretmen arkadaşın Hasankeyf'te eşimle benim isimlerimizi yazdırdığı anahtarlıklara el attım.Eşiminki kenarından kırılmıştı kullanamıyordu öyle olunca ben de kullanmak istemedim.Ortalarda boş durmasındansa yapayım bir güzellik dedim;Safranbolu'dan aldığım anahtarlığa yapıştırdım.Çok güzel oldular bence:



 Hazır zorluklardan bahsetmişken yukarıdaki fotoğrafı ne kadar zor eklediğimi tahmin etmek zor olmasa gerek.Ters olmak,işlerin ters gitmesi, bu kadar basit işlerin bile bir işkenceye dönüşmesi benim için hiç 'zor' değil:))Neyse tevafuk oldu diyelim.Tüm zorluklara rağmen seviyorum hayatı...
Tüm kadınlarımızın da gününü kutluyorum. Bizim için 'zor'laştırılan yaşam sevdasının gün geçtikçe büyüdüğünü,güçlendiğini hissediyorum.Ve biliyorum ki gelecek günler  güzelliklere,umutlara gebe...

7 Mart 2010 Pazar

HAYAT AKARKEN VE BEN SÜRÜKLENİRKEN



Yazmayı ne kadar çok düşünsem ve istesemde bir türlü kısmet olmadı.Önce dedemlerin ziyareti sonra bizim antalya ziyaretimiz ve benim sürekli okul değiştirmelerim,ardından gelen grip derken yazmak bu güne nasip oldu.Dedem ve anneannemi evimde ağırlamak oldukça zevkliydi benim için.Sohbet etmek,geçmişten bahsetmek,bu güne şükretmek ve gelecek günler için hep daha iyisini temenni etmek inanılmaz doyumsuzdu.Tıpkı yıllar öncesinde olduğu gibi.
    Tüm bu güzelliklerle beraber olumsuzluklar da yaşamadım değil.Zaten hep öyle olmuyor mu bana yıllarca;ne zaman bir şeyler yolunda gitse bir şeyler tersine dönüyor.Şimdi de öyle oldu.Görevlendirildiğim okula yeni bir öğretmen atanınca ben de kadromun olduğu okula gitmek durumunda kaldım.Öğrencilerime alışmışken,öğretmen arkadaşlarla her şey yolundayken her şeye sıfırdan başlamak....sinir bozucu.Öğrenciler daha başarılı,daha temiz,daha elit tamam ama öğretmenler arasındaki ilişki hiç samimi değil.Neyse zamanla alışacağımAlışamasam da aldırmamayı öğreneceğim.

Son bir haftadır bir yorgunluk bir kırgınlık...derken cuma günü kendimi yatakta buldum.2 gün dinlenme ve bol C vitamini sayesinde şükür bugün ayaktayım.Hoş kurs olmasa yataktan çıkacağım da yoktu ya neyse...

Bu arada yine çılgınlar gibi kitap okuyorum.Alacakaranlık serisini almıştım.İlk iki kitap bitti.Üçüncüye başladım.Acaip akıcı bir dili var.Bu sene benim için dönüm noktası oldu sanırım.Vampirli kitaplar okuyorum-ve beğeniyorum-; bilim kurgu filmi seyrediyorum-avatar- ve bugün düzenlenecek olan oscar'ı alması için dua ediyorum.Zamanla değişiyor muym ne????

© Blogger - Template by Blogger Sablonlari - Header image by Deviantart