29 Kasım 2010 Pazartesi

SEVGİLİ JOHN



Ne zamandır izlenecekler listesinin başında yer alan bir filmdi.Bayramda izleriz diye düşünüyordum.Hatta TRT 1'de de yayınlandı geçenlerde.Dün temizlikti,çamaşırdı,ütüydü derken yorgunluğu bir filmle atayım dedim.Ve nihayet dün izledim Sevgili John'u.Beklentilerim biraz fazlaymış sanırım.Umduğumu bulamadım diyebilirim.Hem yavaş ilerliyor hem de bilindik bir hikaye.Sanki Soğuk Dağ filmini ikinci kez izlemiş gibi oldum.Hoş, Soğuk Dağ hem kadrosuyla hem kurgusuyla hem de anlatımıyla benim en sevdiğim filmlerin başından geliyor.Sevgilli John'da bilindik hikaye,bilindik sahneler ve basit bir anlatım.Kitabı daha başarılıdır diye düşünüyorum.Film güzel olmamış ama.

Kendime sorunca izlediğim en güzel aşk filminin "The Notebook" olduğuna karar verdim.İzlemediyseniz çok şey kaçırmışsınız demektir.

27 Kasım 2010 Cumartesi

SÜRPRİZ VE SIRA GECESİ



Bayramla ilgili bir yazı sözü vermiştim ama yaşananlar bu yazıyı öncelikli kıldı.Efendim gayet güzel ve eğlenceli olan bir öğretmenler gününün akşamında okulumun düzenlediği yemeğe gittik kocacımla.Kahkahalar,yemekler,çiçekler havada uçuştu.Öğlen okuldaki programımızda okulumuzun en kıdemli öğretmenine okulca bir hediyemiz olacaktı.Fakat müdür bey akşam yemekte verelim demişti.İşte yemekten sonra müdürümüz ve müdür yardımcımız bütün herkesin önünde(yemek dinlenme tesislerinde oluyor) güzel bir konuşma eşliğinde öğretmenimize hem çalışmalarından dolayı teşekkür belgesi hem de güzel bir hediye takdim ettiler.Biz de kendisini çılgınlar gibi alkışlıyruz,takılıyoruz derken müdür beyin sesini duyduk:Arkadaşlar en kıdemli öğretmenimiz gibi en genç öğretmenimizi de unutmayalım dedik.Ve okulumuzun en genç öğretmenini davet ediyorum,dedi.Ve benim ismimi zikretti.Ben nasıl,kim,ben mi,ben ve gençlik???? gibi şaşkınlık va saçmalıklarla kendimi alanda buldum.Teşekkür belgemi,hediyemi aldım,bir güzel pozumu da verdim ve seke seke yerime oturdum:))
Efendim bir kez daha anladım ki umulmayan anlarda karşımıza çıkan küçücük sürprizlermiş bizi mutlu eden.Hediyemi merak edenler için hemen söyleyim:efendim Buldan işi el dokuması çok şık bir şal.Bayıldım,ba-yıl-dım(Seda SAYAN aklıma geldi...)Rengi de çok güzel bir pembe.Umarım iyi günlerde güle güle kullanırım.
Sonra dün Denizli Eğitim Gönüllüleri Derneği'nin(DEGDER) öğretmenler günü münasebetiyle düzenledikleri sıra gecesine katıldık.Urfa'dan gelen ekip unutulmaz bir gece yaşattılar.Türküler,uzun havalar,çiğ köftelerin tadı damağımızda kaldı.Doğu ve Güneydoğu'ya gitmek,oraları gezmek,oraların havasını solumak,oraları yaşamak istiyorum.Ve de doya doya halay çekmek...
Gece on ikiden sonra gelmek,bu gün altı saat kurs vermek,tam da istediğim genişlikte bir ev bulmuşken bir gün ara ile kiralandığını öğrenmek beni acayip yordu.Müsadenizle dinlenmem ve Mevlana Haftası ile ilgili duvar gazetesine materyal hazırlamam gerek.
Gönlünüzce bir pazar geçirmeniz dileğiyle.Ha bu arada yarın KPSS'ye girecek arkadaşlara başarılar...

23 Kasım 2010 Salı

BAYRAMLIK TATLAR ve MİM



Güzel bir bayram tatilinden sonra yine koşuşturmacaya başladık.Malum yarın 24 Kasım.Bizim günümüz.Yaşasın:)Ne mutlu bizlere.Çok seviyorum mesleğimi ve gurur duyuyorum kendimle.Okulumuzda güzel bir program hazırladık.Gerçi geçen seneki okulumda daha bir güzeldi her şey ama burda da fena sayılmaz.Akşam da okulumuzun yemeği olacak.İnşallah her şey güzel olur.
Gelelim sevgili ezgilimelodi'nin mimine.Garip alışkanlıklarımı sormuş.Aklıma çok fazla bir şey gelmedi ama yine de bir şeyler yazmaya çalışacağım:

-Plakalardaki rakamları toplayıp 20'ye tamamlama ya da yuvarlama huyum var:)

-Yolda giderken adımlarımı sayma takıntım var.

-Yolda karşıma çıkan çizgilere basmıyorum.

-Diş macununu sonundan sıkarım.Ortadan sıkılınca sinir olurum.

-Önceden anlam veremesem de ortalıkta,kenarda,kıyıda çorap görmeye tahammül edemiyorum.

-Perdelerin düzgün durması gerekiyor.Yoksa uyuyamıyorum:(

-Sivilce ve siyah nokta sıkma hastasıyım.Sadece kandimin değil yakınlarımınkine de el atıyorum.

-Elbiseleri sağdan giyer,soldan çıkarırım.(sünnet olduğu için)

-Saçlarımla oynanılmasını sevmem.

-Merdivene sağ ayakla adım atarım.

-KPSS 'ye hazırlandığım dönem makyaj yaparak ders çalışırdım.(Normalde hiç yapmam.)

- Yolda yalın ayak yürümeyi severim.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.Sanırım ben bir obsesifim.Ben de bu mimi sevgili Tannesi'ye gönderiyorum.
Bayramla ilgili ayrıntılı bir yazı olacak bundan sonra.Her günümüz bayram tadında olsun inşallah.

4 Kasım 2010 Perşembe

MASUMİYET




Dün akşam yaklaşık 3 saat süren Okul-Aile Birliği ve veli toplantımız vardı.Yoğun ve yorucu bir gündü.Velilerimizin ortak bir isteği vardı;çocuklarının kitap okumaları.Çok şükür düzenli okuyorlar; en azından çoğunda alışkanlığı olanlar var.Ama yeterli değil.Bu yüzden yeni bir kampanya başlattım 6. sınıflarda.I. dönem sonuna kadar en az 80 sayfa olmak şartıyla 55 kitap okuyana güzel bir hediye vereceğimi söyledim.Bu sayıya rahatlıkla ulaşabilecekler var biliyorum.Amaç rekabet,heveselendirme...Hediye deyince "Hocam lap top mı alacaksınız?" diyenler oldu.Sonra bir şimşek çaktı bende:)))"Herkes bir kağıda ismini ve istediği hediyeyi yazsın dedim."Dönem sonuna kadar 55 kitap okuyan kağıdına ne yazmışsa o hediyeyi alacağım söz veriyorum." dedim.Tabii bunlar bir hevesle yazdılar.O kadar hevesli görünce onları, dedim ki "yandım,kesin bir maaş gidecek!!!".Ama kağıtta yazanları görünce o çocuk yüreklerin masumiyetini,temiz isteklerini,saf düşüncelerini göz yaşlarımı tutamadım.Kimi Beşiktaş topu istemiş,kimi bir çift ayakkabı,kimi beraber tost yemek,kimi kebap ziyafeti,kimi kitap seti,kimi de sadece benim sağlığımı istemiş.Ben nasıl hayır diyebilirim ki bu kuzucukların masum isteklerine?Bir tane kaynaştırma öğrencimiz var sınıfımızda.Ama ileri seviyede.Ders anlatmak,konuşmak mümkün değil.Onun isteği de boyama kitabı.Ders çıkışında soruyor:
-Sen niye yazdırdın o kağıtlara?
-Size hediye alacağım o yüzden.
-Ben boyama kitabı istiyorum,diyor.Gel de alma,gel de duygulanma,gel de sevme.

İtiraf ediyorum öğrencilerimi çok seviyorum.Mustafa'yı bile seviyorum.Masumiyetleri hiç bozulmaz inşallah.Bu arada dediğim sayıda kitap okumasalar da sene sonunda bir şekilde vereceğim hepsine isteklerini.

1 Kasım 2010 Pazartesi

KÜÇÜK KIZ





KÜÇÜK KIZ

Zamanı mile dola ve ör hayatı

Bir zamanlar simitlerle beslediğin martılar vardı küçük kız
Deniz görmemişliğinde kanat çırparlardı
Hatırlar mısın
Susamına kıyamadığın ufalayışların vardı
Ve masumca eğip başını tutmaya utandığın dileklerin vardı
NE de büyüktüler
Kocaman kelimesinde can bulurdu ağlayışların
Sahi bir zamanlar ağlayabilirdin sen
Kağıttan gemiler yüzdürürdün mavilerde
Uzaklara dikerdin gözlerini
Ah küçük kız kimi beklerdin acaba denizlerde
Koparmaya kıyamadığın çiçeklere ne oldu anlatsana
Hala sever misin sonbahar yapraklarında yürümeyi
Güz düşümü kızıl mı hala orlarda
Çamlar en çok ikindi üzeri kokardı
Hala öyle mi söylesene
Zamanı mile dola ve ör hayatı
Delik dolgu pencerelerime kuşlar gelmiyor artık
VE sanki kırk yama oldu tüm yüzler
Hayatı ör, ör ki yeniden ellerime düşsün yıldızlar
Rüzgara savurayım dileklerimi
Küçük kız,
Saçmalıklara tutunup başaşağı sallanan ey sen çocukluğum
Yeniden anlat bana gülümsemeyi
Anlat ki eşleştireyim kar tanelerini
VE o uzun kış gecelerinde sobada ısıttığım ellerimle
Sebepsiz düşen gözyaşlarımı silebileyim yine...



Gülşen Eroğlu

***Bugün facede bir arkadaş paylaşmış.Çok hoşuma gitti.Paylaşmak istedim.Kendimden o kadar çok şey buldum ki...

KİTAP FUARI



İstanbul'da kitap fuarı başladı.Bütün haberler,gazeteler bangır bangır bundan bahsediyor.Bense buradan saf saf bakınmakla yetiniyorum.Ben de orada olsam,kitaplar arasında kendimi kaybetsem,yazarlara kitaplarını imzalatsam,onlarla sohbet etsem,kitaplara dokunsam,onları koklasam,alsam....oradaki atmosferi yaşasam,orada yaşasam,orada yaşlansam:(((

© Blogger - Template by Blogger Sablonlari - Header image by Deviantart