Hürriyet gazetesinin cumartesi ekinde Refika BİRGÜL hanımefendinin bugünkü yazısının başlığıdır başlığım:))Aşktan, Ayvalık'tan(hep gitmek istediğim o yerlerden biri),zeytinden,zeytinyağından bahsetmiş yazısında.Fakat o kadar güzelmiş bir başlangıç yapmış ki paylaşmadan edemeyeceğim.Şöyledir;buyrun:
"Hep gönlümden geçiyor,hep diyorum:Zeytin ağacı gibi yaşamak lazım herhalde şu dünyada.Umulmadık bir yerde yavaş yavaş,sakin sakin ama kendinden emin bir şekilde yetişen,kanaatkâr ve üretken,bir sene çoksa öbür sene az verip kendini dinlendiren hırssız,kendinden emin bir ağaç olmak...Bu şekilde yüzlerce,hatta binlerce sene kimseye zarar vermeden yaşamak ihtimali..."
İşte budur tarif.Var mı üstüne söylenebilecek bir söz?
Bu satırları yazarken aklıma geçen gün eşimle yaptığımız bir konuşma geldi.Ben eşime:
"Hangi ağaç olmak isterdin?" diye sormuştum.O da "İncir!" cevabını vermişti.Bereketli olduğu için onu seçtiğini söylemişti.Bana sorunca da "Çınar!" demiştim.Çünkü kökleri sağlamdı.
Bugün itibariyle zeytin ağacı olmak istiyorum.Sebebi tamamen üsteki satırlardır...
31 Ekim 2010 Pazar
MİN-EL AŞK,MİN-EL AYVALIK
30 Ekim 2010 Cumartesi
GIDA ZEHİRLENMESİ VE VEFA
Hayatımda ilk defa zehirlendim.İşin ilginç tarafı neyden,ne zaman,nasıl zehirlendiğimi(zi) bilmiyorum.Biz dedim çünkü eşim de zehirlendi.O benden daha ağır yaşadı zehirlenmeyi.ALLAH kimseye yaşatmasın.Çok zor ve iğrenç bir şeymiş.Hastaneye bile gidecek hali bulamadık.Bir arkadaş geldi,ilgilendi bizimle sağolsun.Tahliller,serumlar,antibiyotikler derken bugünlerde daha iyiyiz çok şükür.
Ama sanıyorum bu, yediğimiz bir şeyden zehirlenmekten ziyade bir salgından kaynaklanıyor.Çünkü çocukların çoğu ve arkadaşların bir kısmı da aynı şekilde rahatsızlanmış."SU"dan kaynaklandığı söyleniyor ama çeşme suyu kullanmıyoruz.Damacanayı da bıraktık artık.5 lt'lik sulara yöneldik artık.
İnsan hasta olunca gözü hiçbir şeyi görmüyor.Kitap,film,yemek,dizi,para,ev,araba,...hepsi anlamsız geliyor.Sadece iyileşmek istiyorsunuz; geri kalan her şeyin bir şekilde hallolacağını zaten biliyorsunuz.Ama bir de yanınızda 'biri'leri olsun istiyorsunuz.Gurbette olunca akrabalarınızdan uzak oluyorsunuz;saçınızı okşayacak bir el,yaralarınıza bir merhem,"iyi misin?" diye soran bir ses...biri olsun işte,zor anında elinden tutan,karşılıksız sevgisini,yüreğini sunan biri-birileri.Çok şükür varmış bizim hayatımızda da o birilerinden.Hasta olduğumuzu duyan geldi,aradı,sordu,çorba getirdi...bin kere şükrettim.az da olsa zor günümüzde yanımızda olan,elimizden tutan dostlarımız varmış...Çokk şükür Rabbim.Herkese hayırlı dostlar nasip etsin.
Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu var:Hastanede aynı odada,aynı şikayetlerle bulunan bir oda arkadaşımız vardı.Adı Salih.6 yaşında.Ana sınıfına giden ve köyde yaşayan cin gibi bir çocuk.Çok da cesur maşallah.Serum takılırken,iğne yapılırken gıkı çıkmadı.Çoğu çocuk gibi şansız.2 yaşından beri babasını görmüyor.Annesi ile babası ayrılmış.Baba kendi keyfinde olsa gerek...Çocuktan bihaber:(((Ne iyi gününü ne kötü gününü paylaşmış.Bir baba işte.Anne ise bütün anneler gibi vefakar,cefakar ve sevgi dolu.O kadar ki uykumdan onun sevgi dolu sesine uyandım.İnsana şifa veren sevgi dolu bir ses...Değişsin artık Türkiye'deki çocukların kaderi,değişsin artık babalarımız,gülsün artık bebelerimizin yüzü:))
21 Ekim 2010 Perşembe
BURUK MUTLULUK

Hayat tüm hızı ve yoğunluğuyla geçerken;kimi gün sevinip kimi gün üzülüp kimi gün kızıp yaşamaya çalışırken umulmayan anlarda karşımıza çıkan küçük sürprizlerdir bizi mutlu eden.Aynı zamanda yüreğimizin burkulmasının da sebebidir o sürpriz.
Bana bu çelişkili duyguları yaşatan kişi geçen seneki öğrencilerimden.Buradaki ilk gözbebeklerimden biri.Bir mektup göndermiş bana şimdiki okulumdaki öğrencilerle.Mektubu ve üstündeki ismi görünce çok mutlu oldum."Tamamdır,sen bu işi başardın.Bir öğrencin kendi isteği ile sana mektup yazdı;hem de bu dönemde."dedim içimden çığlıklar atarak.Neyse kendinden,okuldan,arkadaşlarından bahsetmiş.Beni ne kadar özlediğinden,çok zor günler yaşadığından,bu dönemde tek tutunduğu dalın ben olduğumdan,arkadaşlarının ne kadar değiştiğinden ve bir sürü olumsuz durumdan.İçimdeki sevinç birden söndü,gözlerim doldu ve buruk bir tat kaldı damağımda."Gel!" diyordu,"Öğretmenim yardım et!" ,"Tut elimden!" "Bırakma beni!" diye feryat etmiş bütün mektup boyunca.
Köyden geçen sene taşımalı geliyordu.Yaz döneminde de telefonla sık sık görüştüğümüz için telefonu vardı.Aradım,aradım,aradım...ama telefonu açan olmadı.İçimde bir telaş,yüreğimde korku sabahı zor ettim.Sabah okulu arayıp telefona istedim.Görüştük ve yüz yüze görüşebilmek için sözleştik.Yarın öğlen okuluma gelecek;hem beraber yemek yiyeceğiz hem de dertleşeceğiz.İnşallah sonu iyi olur.
Böyle bir şey işte hayat: buruk bir mutluluk yaşadığımız.Bir taraftan seviniyoruz öğrencimizi kazandığımız için; bir yandan üzülüyoruz öğrencilerimize yetişemeyip dertlerine derman olamadığımız için.Yine şükrediyorum öğrencilerimin güvenini kazandığım için,onların tutunduğu dal olduğum için.Rabbim utandırma,mahcub etme...
4 Ekim 2010 Pazartesi
BALIK SEZONU

Bu sene de açtık balık sezonunu:levrek,çipura,palamut,hamsi...oooh değmeyin keyfimize.Havalar da tam soğumamışken mangalın da lezzetini ekliyoruz.Yanında roka salatası ve soruyoruz kendimize "Daha güzel bir tat var mı?" diye.
Dün kocacım da diğer öğretmen arkadaşlarla balık avına gitti.Sabah 6'dan akşam 6'ya kadar.Hem çok eğlenmişler hem de çok yorulmuşlar.Geldiğinde yorgunluktan maça bile bakamadı.İlk günün şerefine en büyük balığı o tutmuş.(ben onun yalancısıyım.)Ve onu da karıcığına getirmiş.Kıyamam ben ona.İnşallah yarın ağız tadıyla onu da yeriz.
Bu akşam bir arkadaşıma gideceğim.Oğluşu bir yaşına girdi.Onu kutlayacağız.Rabbim sağlıklı ve mutlu bir ömür nasip etsin inşallah.Şimdilik bu kadar.
3 Ekim 2010 Pazar
SON GÜNLERDE...

Evet okullar açıldı ve günlerim dolu dolu geçiyor.Öğrencilerimi,okulumu,ders anlatmayı,yorulmayı çok özlemişim.Bu sene daha zevkli.Altıncı sınıfların dersine giriyorum kendi okulumda.Görevlendirildiğim okulda da yedinci sınıflara giriyorum.Hepsi de o kadar masum,sevimli ve saflar ki...Özellikle altıncı sınıflar.Sordukları sorular,tedirginlikleri,sevinçleri,kızgınlıkları o kadar içten ki çok özlemişim bu samimiyeti.Düşüncelerini çarptırmadan,saklamadan,yamultmadan,olduğu gibi ifade etmelerine o kadar muhtaçtım ki;onlarla yeniden can buldum diyebilirim.Onlara da söyledim ve söylüyorum:lütfen değişmeyin;zamana yenilmeyin ve zamanla farklılaşmayın diye.Artık kimin ne olduğunu kavrayamıyorum.Öğretmenler odasında,okulda can ciğer kuzu sarması olup da arkasından söylemedik laf bırakmayan insanlardan,aylar öncesinden sözleşip de sözünde durmayan ve kararlaştırılan plana uymayanlardan hem sıkıldım,hem yoruldum hem de nefret ettim.Bu yüzden mümkün olduğunca böylelerinden uzak durmaya çalışıyorum.Eşimle,kitaplarımla,filmlerle,animasyonlarla ve sevdiğim,samimiyetine inandığım kişilerle dolduruyorum hayatımı.Bir de yeni yeni denediğim kek,kurabiye tatlarıyla.Bu gidişle kilo almamam imkansız:)
Son günlerde hayat böyle benim için.Daha güzel günler beni ve sevdiklerimi bekliyor biliyorum:)))

