13 Eylül 2011 Salı
KIYAMAMAK
Ev taşıma telaşım bitince hemen geçtim bilgisayarın başına.Blogları düzenli olarak okumaya çalıştım ama yazmak pek mümkün olmadı.Hazır fırsat bulmuşken karalayım bir şeyler istedim.Ev çok şükür istediğim gibi oldu.Her şey yerli yerinde,geniş,ferah,huzur dolu...Evimden çıkasım gelmiyor:)
Eşyaları yerleştirirken işe yaramayan ne kadar şey varsa hepsini ayırdım ve bir şekilde evden uzaklaştırdım.Kıyafetler,biblolar,kalemler,dergiler...Ne kadar ıvır zıvır varmış,at at bitiremedim.Kitaplığımı düzenlemeye sıra gelince iş değişti.Hiçbirini ne gözden ne de elden çıkarabildim.Hepsini özenle yerlerine koydum.Hele bir de kitaplığın iç bölgesindeki günlüklere elim değince içim bir garip oldu.Kapaklarını okşadım(tıpkı filmlerdeki gibi),yazdıklarımı kâh gülerek kâh ağlayarak kâh yüreğim burkularak okudum.Birkaç kez yırtıp çöpe atmaya yeltendim ama başaramadım,kıyamadım.Eski günlerime,iyi-kötü hatıralarıma,hatalarıma,günahlarıma,sevaplarıma,kızgınlıklarıma,kırgınlıklarıma,sevinçlerime,çocukluklarıma....kıyamadım işte.İyi de yaptım sanırım.Halbuki ne kadar kararlıydım günlüklerimle beraber geçmişimdeki her şeyimi silip,parçalayıp yok etmeye;yeni bir başlangıç yapmaya....Olmadı işte,beceremedim,kıyamadım.Mutluyum hayatımda kıyamadıklarım olduğuna;hayatımdan çıkaramayacak kadar değerli olan anılarım olduğuna.
Hayat ve zaman bize kıyarken kıyamamak lazım bazı şeylere...Sevgiyle:)
4 Eylül 2011 Pazar
BÜYÜK GÜN
Evet sevgili blogerlar nihayet büyük gün geldi.Ta ne zaman yazmış olduğum şu yazımda taşınacağımı söylemiştim.O gün bu gündür evdeki kiracının çıkmasını bekliyoruz.Yani yaklaşık iki aydır.Ve kendisi bugün itibari ile evden çıkıyor.O çıkar çıkmaz biz de hemen peşinden gireceğiz daireye.İki aydan sonra bir gün daha bekleyebilirdin diyebilirsiniz ama benim şu an oturduğum yere de il dışından bir başka öğretmen geleceği için mecburen aynı gün çıkmak zorundayım.Evi temizletmek yarına kaldı artık.Ne yapalım artık taşındıktan sonra hepsi olur inşallah.Eee o büyük gün gelince benim gibi pimpirikli birinin uyuması mümkün mü?İki saatten beri gözlerim cin gibi:)
Hadi bakalım kolay gelsin bize...
Sevgiyle...
3 Eylül 2011 Cumartesi
ÖZLEDİKLERİM
Zaman yine hızla akıp gitti.Tatil ne çabuk bitti hiç anlamadım.Ramazan,bayram,sıcaklar,taşınma telaşı su gibi akıp geçti.Geride kâh gözyaşları,kâh gülüşler,umutlar,dilekler,iyi günler,kötü hatıralar kaldı.Sanırım her zaman da böyle olacak.Geriye dönüp baktığımızda hepsini iç içe bulacağız.Yine de güzellikleri hep en önce hatırlamaya gayret edeceğim.
Pazartesi itibariyle maratona başlayacağız.Seviniyorum bir taraftan.Çünkü özledim okulumu,arkadaşlarımı,öğrencilerimi,sınıfımın kokusunu,sabah kahvaltılarını,küçük çaplı dedikoduları,soru çözmeyi,yeni şeyler öğrenmeyi-öğretmeyi....Şükür ki seviyorum işimi.Yoksa çekilir miydi şimdi bunca güzel gelen şey?
Evimi de özlemişim-kendi düzenimi.Kitaplığımı,kitaplarımı,dolabımı,kıyafetlerimi,kahve fincanlarımı,halılarımı,perdelerimi kısacası bana ait ne varsa...Huzur kelimesinin şu günlerdeki tam karşılığı EVİM.Var mı insanın evi gibisi?
Şimdi çılgın gibi kitap okuma,kahve içme,film seyretme,arkadaşlarla biraraya gelme ve kendinle başbaşa kalma vaktidir.Özledim gönlümü hoş eden,beni ben yapan her şeyimi.Şükür geldim kavuştum hepsine.
Kardeşime olan özlemim ise dinecek gibi değil.Bi gelse yanıma,bi sarılıp uyusak,kavga etsek,gülsek,bağırsak,sakız çiğnesek,arabada son ses müzik dinlesek,birbirimizin kıyafetlerini giysek...İnşallah en yakın zamanda yanımda olur...
Özlediğiniz her şeyin yanıbaşınızda olabilmesi dileğiyle...Gönlünüzce bir hafta sonu olsun:)
29 Ağustos 2011 Pazartesi
SİZCE NE YAPMALI?
Son günlerde zihnim sürekli bununla meşgul:bir eser bırakmak.Bugünü yarına taşımak;öldükten sonra anılmak;kemiklerin çürüdüğünde dahi adının dünyada ebedî kalmasını ummak...Tüm bunlar,bu düşünceler şu an için benim tek derdim.Nasıl olur,ne yapabilirim,ne zaman yapmalıyım,nereden başlamalıyım...Bir kitap mı yazmalı,anı ölümsüzleştiren fotoğraf karelerine mi sığınmalı,ruhunu yansıtan renk cümbüşünü tuvale aktarıp "işte bu!!!" diye çıglık mı atmalı???Yoksa hiç alakam olmasa da sinema sektörüne mi girmeliyim?Gerçekten iyi yetişmiş bir çocuk bırakabileceğimiz en iyi eser olabilir mi?Ya da yıllar yıllar sonra öğrencilerinin dilinde bir dua olabilmek,iyi anılmak tanıdığın tanımadığın kişilerce bizi ölümsüz kılar mı?
Bir Mehmet Akif olmak,bir Fatih Sultan gibi başarıyla anılmak,pişmanlığını 3. Ahmet gibi mısralarda canlı tutmak,yaptığın yemeklerin tadının damaklarda sonsuz tat bırakmasına çalışmak.....çok mu zor?
Çıkmazdayım.Ne yapmalı da ölümsüz olmalı?
Ne dersiniz???
14 Ağustos 2011 Pazar
HAYAT İŞTE!!!
Yıllar önce dostum hatıra defterime şöyle yazmıştı:"Hiçbir zaman her şey güzel olmuyor;güzel ile çirkin,doğru ile yanlış;sevinç ile gözyaşı hep iç içe.Tam bir mutluluk olmuyor.HAYAT İŞTE..."Bu cümle yıllar sonra beynimi ve yüreğimi kemiriken ne kadar doğru olduğunun farkına varıyorum.Tam her şey yolunda derken pat bir aksilik çıkıveriyor ya da hayatta en doğru şeyi yaptığınızı düşünürken bir bakmışınız yanlışların içinde boğuluyorsunuz.Ya da sevinçten aktığını düşündüğünüz göz yaşlarınızı büyük bir keder kuşatıyor ve siz sevinçten mi hüzünden mi ağladığınızı bilemiyorsunuz.Bilmiyorum var mı böyle düşüneniniz ama bu sene yaşadığım çoğu şey bunun böyle olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Mesela bir kadın olarak istediğiniz bir dönemde tam da kendinizi hazırlamışken ve her şey yolunda giderken yapmış olduğunuz gebelik testi ile yaptırdığınız kan testinin pozitif olduğunu görmek;doktorun "hamilesiniz" müjdesine sevinç gözyaşlarınızla eşlik etmek dünyada yaşayabileceğiniz en mutlu ve en nadir anlardan biridir.Bu mutlulukla sarhoş ve mest olmuşken;ayakların yere basmazken;bir sonraki randevuda bebeğinin kalp seslerini duyma ümidiyle yaşarken küçücük bir kan damlası hepsini mahvedebiliyor.Sonrasında telaş,panik,telefonlar,gözyaşları,araştırmalar....hepsi nafile.Kabullenmesi zor olsa da bebeğini kaybetmeye başladığını anlıyorsun.Kullanılan ilaçlar ne kadar ağır olup seni mahvetse de bir işe yaramıyor.İki güne bir gidilen doktor randevusu,yapılan testler hep boşa çıkıyor.Ama yine de susuyorsun.Çünkü HAYAT İŞTE!!!Sen planlar yaparken o kendi seyrinde devam ediyor.Sana sormuyor,seni takmıyor,bildiği gibi akıp gidiyor.Ve bir kez daha anlıyorsun ki "hayat plan yapmaya gelmiyor...."
15 Temmuz 2011 Cuma
YETERRR ARTIKKKK!!!
Daha kaç can daha feda olacak?Bunlara daha ne kadar göz yumulacak?Çok sıkıldım ve yoruldum artık.Gelişsin diye,daha iyi olsun diye çalıştığımız çabaladığımız vatanımız ne zaman hak ettiği seviyeye gelecek? Bütün bu olanlara kim,ne zaman son verecek???
14 Temmuz 2011 Perşembe
15 YIL SONRA
Hayalini kurduğum,çok istediğim Öğretmen Lisesi'ni kazandığım yıl okula başlayacağım günün gecesinde sevinçten,heyecandan,gururumdan uyku girmemişti gözüme.Sabah kahvaltı yapmak da mümkün olmamıştı aynı nedenlerden dolayı:)Binbir hevesle hazırlanmış,okul formamın içinde kendimi o kadar özgür hissetmiştim ki...Servise binmek,sırt çantası yerine klasör taşımak,jileyi çıkarıp etek-gömlek giymek acaip havalıydı.Büyümüştüm işte hem de bir günde.Şimdiden öğretmen havası gelip oturmuştu bünyeme.Okulun bahçesinden girerken kendin gibi yüzlerce sima-yürek- görmek daha da bir umutlandırmıştı.Tanışmalar,memnun olmalar,kısa sohbetler derken zil çaldı.Bir güzel sıraya geçtik.Tabi uzun boylu olduğum için kızların en son,erkeklerin ön sırasında durmam boynumun borcuydu.Saygı duruşu,İstiklal Marşı derken sıra okul müdürünün konuşmasına geldi.Ama ne konuşma ben diyeyim 1 saat siz deyin 2 saat.Bir taraftan uykusuzluk, bir taraftan açlık,bir taraftan tepemdeki güneş artık bayılmamı kaçınılmaz kılmıştı.Arka sıramdaki erkek arkadaşlar da sağolsunlar panikten ve korkudan beni tutmayı akıl edememişler.(Şöyle ki ben arkama dönüp yüz üstü düşmüşüm:s)Gözlerimi açtığımda bayan müdür yardımcısının kucağında öğretmenler odasına taşındığımı gördüm.Su verdiler,kolonya ikram ettiler.Uzanmamı söylediler.Biraz dinlendikten sonra elimi yüzümü yıkamaya lavaboya gittim.Ve acı gerçelkle orda karşılaştım:Dişim kırılmıştı ve dudağımı keserek yüzümün kan içinde kalmasına sebep olmuştu.Neyse beni apar topar eve götürdüler,annem şoklarda.Babam geldi;dişçiye gittik.Dişimi yaptırdık,dahiliyeciye gittik muayene oldum derken heyecanın bana pek iyi gelmediğini öğrenmiş oldum.Şimdi aradan 15 sene geçti ama o olayın etkisi benden hâlâ geçmemiş.1-2 ay önce kırılan dişimin yanındaki diş sararmaya ve lekelenmey başladı.Hastanedeki diş doktoruna gittim ama önemli olmadığın söyledi.Ama zaman geçtikçe daha fazla sararmaya ve lekelenmeye başladı.Ben de Antalya'ya gittiğimde ordaki diş doktoruma gittim.Ve işin oldukça ciddi olduğunu, bir çarpma ya da darbe sonucu böyle olduğunu söyledi ve annda tedaviye başladı.Kanal tedavisi, dedi.Ön çalışmayı yaptı ama vaktimiz az olduğu içim tedaviyi 15 gün sonraya erteledik.Ama evi taşıma işi olunca Antalya'ya o sürede gitmek hayal oldu.Doktorum Denizli'deki bir arkadaşını tavsiye etti.Ona gittik.Bir hafta aralıklarla tedavi devam etti.Bu hafta başında da işler bitti.Çok da güzel oldu.Hem çok temiz,hem eli çok hafif,hem de çok efendi biriydi doktorum.Bundan sonra yeni dişçim o oldu.Eğer Denizli'de yaşıyorsanız ve iyi bir diş hekimi arıyorsanız Saltak Caddesi'ndeki Kaşıkçı İş Merkezi'nde muayenehanesi olan UĞUR KÖSEKLİ'yi şiddetle tavsiye ederim.
Sağlıklı ve ışıl ışıl parlayan dişlerle keyifli günler geçirmeniz dileğiyle...
12 Temmuz 2011 Salı
huzur...
Gün batmış,güneş elini eteğini toplamış,kimsesiz sokak köpekleri çığlıklarıyla gecenin sessizliğini bölmüş vaziyetteyken balkonda oturmak,peynir karpuz yemek,sevdiğinle sohbet etmek-geleceğe dair hayaller kurmak-,yüreğini okşayan bir müzikle gülümsemekten daha büyük bir huzur var mıdır?Hamd olsun Rabbim sana...
10 Temmuz 2011 Pazar
TAŞINMA TELAŞI
İki yılın sonunda nihayet gönlüme göre bir ev bulabildim.Daha doğrusu bu evi şubat ayında bulmuştum ama insanlar taa temelinden kiraya tutmuşlardı bile.Ben de boynum bükük geri dönmüştüm.İlerleyen günlerde ilçede balmadığım,aramadığım kiralık daire kalmamıştı.Çoğu ya eskiydi ya da okula çok uzak.Derken yeni yapılan bir bina keşfettim;araştırdım soruşturdum,ev sahibini öğrendim.(Bu arada insanlarla yüz göz olmayı sevmeyen ve istemeyen eşim krizler geçiridi:))Gittim konuştum ama evin işleri daha bitmediği için kiraya vermek istemediklerini söyledi.Ben yine Küçük Emrah modunda boyumun ölçüsünü alarak döndüm.Tabi eşimin söylediği laflar da yanıma kâr kaldı.Okulda bunları arkadaşlara anlatırken müdürümüz "ev sahibi bizim eski komşudur,ben bi konuşayım." deyince günler geçmek bilmedi.Birkaç gün sonra müdür bey iyi haberi verdi:"Ev sizindir hocam!"Beni tutabilene aşk olsun.Bir mutluyum,bir mutluyum ağzım kulaklarımda.Nasıl döşeyeceğimi,mutfağının güzelliğini,balkonlarının muhteşemliğini anlata anlata bitiremiyorum.Bu arada binbir hevesle aldığım ama şimdiki oturduğum evin küçük olması sebebiyle kutusundan bile çıkaramadığım yemek odasını ve yatak odasını kurmanın sevinciyle yaklaşık iki ay ayaklarım yere basmadan gezdim.Ama gel gelelim benim müthiş şansım(!) sayesinde iki ay sonra ev sahibi öyle bir kira miktarı istedi ki ve bunu o kadar kaba bir şekilde ifade etti ki evi tutmaktan vazgeçtik:(Şimdi diyeceksiniz ki ilk başta soracağınız şeyi-kirayı-niye sona bıraktınız diye.Efendim biz en başta sorduk ama buranın cins ev sahipleri fiat belirtmediler."Konuşuruz hocam,hallederiz hocam,para önemli değil hocam...."En sonunda yerim sizin "hoca"nızı diyerek oradan da uzaklaştık.Bütün bunlara rağmen ev arama sevdamdan vazgeçtim mi:Hayır.Eşimle kâh didişerek,kâh dövüşerek,kâh küsüşerek zorlu bir süreç geçirdik.Sanırım merak ediyorsunuz ev değiştirmekte neden bu kadar ısrarcı olduğumu.Şöyle söyleyeyim yukarıda da bahsettiğim gibi bir kere çok küçük-2 oda 1 salon-ama eşyalarımın çoğunu açamadım.Sonra zemin kat.Dışarıda ne kadar toz toprak varsa evimde.Toz almaktan ve balkon yıkamaktan bezdim artık.Mahallenin çocukları- yaklaşık 10 kadar-her çocuk gibi gürültülü olmayı seviyor.Özellikle yaz aylarında balkon kapısı ve pencereler açık olunca cinnet geçirmemek elde değil :sVe belki de en önemli sebep bu sene aşırı rutubet alması.Malum bol yağışlı bir yıl oldu bu sene ve evde nasibini aldı.Rutubet kokusundan ve sürekli geitrdiği hastalıklardan bezince ev taşımak elzem oldu.Neyse çok dağıtmadan konuyu ilçedeki herkes deli danalar gibi ev aradığımı biliyordu.Seminer döneminin son günü arkadaşların verdiği güzel bir haberle geçen şubatta göz koyduğum eve taşınabileceğim.Bir öğretmen arkadaşın tayini çıktı.Onun yerine geçeceğiz.Ev sahibinin zaten sözü vardı:evden çıkan birisi olursa bize haber verecekti.Hoş haberi ben verdim kendisine ama olsun sonuçta hayalime ulaştım.Şimdi harıl harıl ev topluyorum.Bir an önce taşınıp evin keyfini sürmek istiyorum.Bu arada bütün kış "yaz gelse de gezsek " hayallerini bu taşınma sebebiyle ertelenmiş bulunuyoruz.Olsun ben yine de çok mutluyum.
Güzel ve keyifli bir pazar diliyorum hepinize...
9 Temmuz 2011 Cumartesi
YAKAR GİDERİM
Şükür yaz geldi de kıpır kıpır şarkılar yüreğimizi şenlendirdi.Yoksa aynı şarkıları dinlemekten hem kulağım hem de yüreğim isyan edecekti.İşte son zamanlarda dinlemekten keyif aldığım şarkılardan.
Çok güzel olmuş ikilinin çalışması.Çok sevdim.Haydi bayanlar kopma vaktidir...
Sevgiyle...
10 Haziran 2011 Cuma
RUH İÇİN...
Ruhumu besleyen,dinlendiren ve kendimi iyi hissetmemi sağlayan ender ezgilerden...Ruhunuz için kısa bir zaman aralığı ayırmaya ne dersiniz?
9 Haziran 2011 Perşembe
8 Haziran 2011 Çarşamba
BU ARALAR BEN
Fazlasıyla vefasızlık ettiğim sayfama döndüm tekrardan.Nedendir bilmem içimden yazmak gelmedi uzun zaman.Ama bugün ne kadar çok özlediğimi fark ettim.Baharı görmeden yazı yaşamaya başladık.Bir taraftan sıcaklar,bir taraftan hastalık(nezle) bir taraftan tayinler.bir taraftan ev taşıma telaşı(!) bir taraftan yeni yerler görme merakı ve hala olmanın sevinci,şaşkınlığı iç içe geçti son zamanlarda.
Evet şükür ki tayinimi yaptılar.Daha doğrusu kadro ile var olan sıkıntımı-zı çözebildiler.Hemen evimin yanındaki okula kadromu aldılar.Sonra kocacım da il içi tayinlerde kadromun alındığı okulu tercih etti ve onun da tayini oldu.Yani aynı okuldayız yine.Çok şükür.Derken ev bulmuştuk taşınacaktık.Geniş ,ferah,balkonlu...sağolsun ev sahibi sürpriz yapıp fiyatı bulunduğumuz yere göre oldukça uçuk bir rakam belirleyince vazgeçtik:(Bir sinir oldum,bir sinir oldum ki sormayın.Neyse hafta sonu sıkılınca Dalyan'a kaçamak yaptık.Süper bir hafta sonu oldu.Çok sevimli,çok şirin ve yapılacak çok şeyin olduğu bir ilçe Dalyan.Akşam üzeri gittiğimiz için(sbs de görevliydim çünkü) ilk olarak İztuzu Plajı'na gittik.Kendimizi sıcak kumların ve denizin kollarına bıraktık.Allah'ım ne çok özlemişim.Kaç yıldır mahrum kalmıştım bu güzel nimetten?(Kapalı olunca ister istemez uzak kalınıyor.Ama bu sefer kimseyi takmadan giydim haşemamı attım kendimi denize.Helal dairesinde güzellikleri yaşamak huzur veriyor.) İki saat kadar tadını çıkardıktan sonra yaralı olan caretta carettaları görmeye gittik.Bilinçsiz balık zevki hayvanlara ne kadar eziyet veriyormuş onu gördük.Üzülerek ayrıldık.Sonra ilçe merkezini gezdik.Kalacak bir yer aradık.Daha çok apart oteller vardı.Biz pansiyonda kalmayı uygun gördük.Emekli öğretmen olan bir ailenin pansiyonunu tercih ettik.Çok da memnun kaldık.Temiz,ferah,sakin bir ortam ve güzel bir kahvaltı için oldukça cüzi bir miktar ödedik.Gezdik ,tozduk,yat turuna katıldık.Yeni kişiler tanıdık,eski yerleri(kaunos) keşfettik,çamur banyosu yaptık derken yaza güzel bir merhaba dedik.Ama doyamadık.Tadı damağımızda kaldı.Bir daha gitmeye söz verdik kendimize.Bu kadar güzellikten ve yorgunluktan sonra benim olmazsa olmazım hastalık kapımı çalmayı ihmal etmedi tabi:(3 gündür ateş,burun akıntısı,baş ağrısı felaket seviyede.Geçecek inşallah.
Yoğun bir okul dönemi daha bitiyor.Öğrencilerimden,arkadaşlarımdan özellikle böyle bir idareden ayrılacağım için üzgünüm ama umut ediyorum ki yeni okulumda da her şey çok güzel olacak.
Bu arada mayıs ayında ikiz yeğenlerim oldu.Biri kız biri erkek.Tarif edilemez bir duygu.ALLAH jerkese nasip etsin inş.
Ordan burdan karma karışık yazdım ama hiç yazmamaktan daha iyidir herhalde.
Mutlulukların hepimizi bulması dileklerimle...
2 Mayıs 2011 Pazartesi
NEREDEYİM?
Uzun zamandır yazamadım bloguma.Çok ihmal ettim farkındayım.Arayan soranlara teşekkür ediyorum.Her şey yolunda şükür sadece çok yoğun bir dönem yaşıyorum.Yetişemiyorum çoğu şeye.Takip ettiklerimi bırakmadım.Her bir satırını okudum ama yorum yazacak ve sayfama yeni bir kayıt ekleyecek kadar vaktim olmadı."Nerelerdeyim?" diye ben de çok sordum ama artık cevabım net "Geldim artık buradayım!!!"Peki bu kadar zamandır neler yaptım?İlk postumda bahsedeceğim hepsinden.Ses vermek istedim.Şükür yaşıyorum:))
2 Nisan 2011 Cumartesi
YORGUN,BEZGİN VE YORGUNUM...
Bitsin istiyorum tüm işler,yazılılar,ödevler,kurslar,dersler,formaliteler,...ve gelsin artık bir türlü gelmek bilmeyen bahar...Açsın çiçekler,kuşlar ötsün,şarkılar çalınsın dört bir yanda,çocuklar koşsun çılgınca,uçurtmalar salınsın masmavi gökyüzünde,ben ayakkabılarımı çıkartıp atayım bir köşeye,kırlarda-çayırlarda-sahillerde koşayım,koşayım,koşayım yorulunca kendimi atayım bulduğum ilk yere...Sonra elinden tutayım sevdiğimin,gözlerine bakayım,sessizce fısıldayım kulaklarına:
"..Desem ki sen benim için
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin.
Nimettensin,nimettensin..."
Sonra mutluluktan ağlayayım,o kadar çok ağlayayım ki uyuyup kalayım öylece.Sonra gözyaşlarımla temizlenen ruhumla,bedenimle,duygularımla kaldığım yerden devam edeyim yaşamaya.Elimde balonlar,elma şekerleri,pamuk şekerler;dilimde beceremediğim bir ıslık,sallanayım salıncakta,kaydıraktan kayayım,tahteravalli de sevgilimin gökyüzüne yükselişini göreyim.Sonra bunlariçin şükredeyim,şükredeyim,şükredeyim...
Gel artık bahar...Gel ve al bütün yorgunluğumu,kırgınlığımı,sıkılmışlığımı...Gel de güldür yüzümü...
31 Mart 2011 Perşembe
BABASIZ EZGİ :(
Bazen olmadık densizlikler yaparız.Çoğunluğunun sebebi de cahilliğimizdir.Ağzımızdan çıkan kelimelerin bir başkasının kalbini sızlatacağını,gözlerinde yaşlara sebep olacağını bilemeyiz.Fark ettiğimizde ise iş işten geçmiş olur ne yazık ki.Bugün o densizliği yapan kişi bendim.Hâlâ kızıyorum kendime.Bu sabah dersim görevlendirildiğim okuldaydı.Yedinci sınıflarla dersimiz vardı.Güzel güzel kitaplarımızı okuduk,söyleştik,güldük,eğlendik,önceki gün yapılan kitap okuma yarışması hakkında biraz tartıştık.Yani tam anlamıyla güzel bir dersti.İşlediğimiz metinde yazar babasını tanıtıyordu.Nasıl bir kişiliğe sahip olduğundan,nereden nerelere geldiğinden,çocuklarını eğitmek için yaptıklarından...keyifli bir metindi.Ben de metni içselleştirelim,havada kalmasın diye öğrencilerime babalarını tanıtan kısa bir paragraf yazmalarını söyledim.5 dakika da süre verdim.Herkes halinden memnun,bir gayret başladılar yazmaya.Arada 2-3 dakika geçtikten sonra bir öğrencim geldi ve:
-Öğretmenim ben kimi yazacağım,dedi.
-Babanı evladım,dedim.
Sonra tekrar:
-Öğretmenim ben kimi yazacağım,dedi.
Ben biraz da kızarak:
-Ezgi'ciğim babanı yazacaksın,nasıl biri olduğunu,neler yaptığını,falan diye sıralarken Ezgi:
-Öğretmenim benim babam yok ki,dedi.
Önce anlamadım ya da anlamak istemedim.Nasıl yani,dedim.
-Benim babam öldü öğretmenim,dedi.
-Hiç tanımadın mı?Sen kaç yaşındayken öldü,diye sordum.
-Ben bir buçuk aylıkken ölmüş.Hiç görmedim babamı,dedi.İşte o anda anladım ne kadar büyük bir gaf yaptığımı.Öğrencimin yüreğini ne denli sızlattığımı.Gözlerindeki yaşı silerken teselli etmeye çalıştım ne kadar daha teselli edilirse artık.İşte güçlü olan ve Allah'ın sevdiği kişilerin zorluklarla erken tanıştığını,bunun üstesinden gelebilecek kadar güçlü olduklarını vesaire,vesaire geveledim.Ama iş işten geçmişti.Ne desem,ne yapsam kâr etmedi.İçimde bir sıkıntı,yüreğimde bir ağırlık,gözlerimde akıtamadığım bir yığın yaş ve "keşke"lerle dolu bir yığın cümle."Keşke daha önceden öğrencilerimin aile yapısını öğrenseydim,keşke derste Ezgi'yi boynu bükük bırakmasaydım,keşke yetimliğini bir kez daha yaşatmasaydım........."OFFFF,OFFFF bu gece geçmez artık.Ne yapmalı da telafi etmeli.Sahi var mı bunun telafisi???
Üzgünüm Ezgi gerçekten.Özür dilerim:(
28 Mart 2011 Pazartesi
YAŞASIN!!!
Bugün aldığım güzel bir haber sonucu ayaklarım yere basmıyor.Çok mutluyum,çooooookkkkk.Evrene gönderdiğim onca mesaj işe yaradı ve yerini buldu nihayet.Tamam istediğim her şey daha gerçeklememiş olabilir ama belki de en çok istediğim gerçekleşmiş durumda.Diğerleri de zamanla olacak inanıyorum:)Şimdi merak ettiniz değil mi bu kadar koşuşturmaca,telaş ve yorgunluk arasında acaba hangi dileğim gerçekleşti ve beni bu kadar mutlu etti.Bir balık kadınının en düşkün olduğu,en değer verdiği şey ne olabilir ki?Tabi ki ailesi ve dostları.Gerçekleşen dileğim ise dostumla ilgili.Canım dostum,sırdaşım,çılgınım,enerji depom,gencecik anne,say say bitmez iyi özelliğe sahip olan bu güzel insan benden çok uzakta ikamet ederken şimdi yamacıma geliyor.Eşinin tayini çok çok yakın bir yere çıktı.Yaz döneminde taşınacaklar.Nasıl mutluyum,nasıl mutluyum bir bilseniz.Yüreğim pır pır,içim içme sığmıyor....Bundan sonra her hafta sonu onlar bizde biz onlar da inşallah.Her hafta olmasa da her ay inşallah:)
Teşekkür ederim Rabbim.Seni seviyorum,dostlarımı seviyorum,dostlarımla yaşamayı seviyorum.Tez zamanda dilekleriniz gerçekleşsin inşallah....
22 Mart 2011 Salı
KAPARİLİ FETTUCİNİ
Pratik ve leziz bir makarna tarifi istiyorsanız tam sizlik bir paylaşım olacak bu:)Kapari özellikle içerdiği fosfor bakımından çok faydalı besinlerin başında.Gebereotu olarak da biliniyor.Ben kendisini turşu olarak tanıdım.Yemeklerin yanına yakışıyor.Ama ben makarnadaki sos halini çok sevdim.Oldukça kolay hazırlaması:
Efendim öncelikle makarnanızı(ben fettucini tercih ettim.siz istediğiniz makarna türünü kullanabilirsiniz.)haşlıyorsunuz.Soğuk suya tuttuktan sonra süzülmesini bekliyorsunuz.Bu arada tavaya çok az sıvı yağ ve tereyağını koyuyorsunuz.Eridikten sonra 4-5 diş sarımsağı ince ince doğrayıp hafif kavuruyorsunuz.Üzerine kabuğu soyulup küp küp doğradığınız domatesleri ekliyor ve 2 yemek kaşığı kadar kapari turşusundan koyuyorsunuz.Ben az da kapari turşusunun suyundan da eklerdim.Tuz ilave edip karıştırıyoruz.Makarnaları ekleyip şöyle bir karıştırıyorsunuz.Sonra tabaklara koyup üzerine kaşar peynir rendeleyip afiyetle yiyorsunuz.Artık kaç tabak yiyeceğiniz sizin kapasitenize kalmış.Ben 2 tabağı rahat yedim:)Kalsaydı daha da yerdim...
Afiyet bal şeker olsun...
20 Mart 2011 Pazar
PAZAR DUASI
Yaşadığımız ilçede cumartesi günleri halk pazarı kuruluyor.Çevre köylerden, ilçelerden gelen binbir çeşit seze,meyve ve insanlarla rengarenk oluyor ilçemiz.Daha önceki görev yaptığımız köyde pazar üç-dört manavdan ibaret olunca buraya gelip de bu çeşitliliği görünce tabiri caizse mal bulmuşa döndük.Özellikle köylülerin getirdiği ürünler baş tacımız.Taze taze,dalından kopup gelmiş ürünlerin kokusu bile sizden sizi almaya yetiyor.Fiyatları da uygun sayılır.Antalya'ya göre biraz pahalı kaçıyor ama yine de memnunuz halimizden.
Buradaki pazarın bir güzelliği daha var ki değinmeden geçemeyeyeceğim:"Pazar Duası"...Pazar sabah erken saatlerde kuruluyor dolayısıyla sabah erken vakitte hareketlilik de başlamış oluyor.Saat 09.00 gibi alışverişin en yoğun olduğu vakitte belediyeden bir anons duyuluyor:"Sayın ilçe sakinleri pazar duamız başlamaktadır."Anonsu duya n herkes-alıcı,satıcı,çocuk...-her şeyi bırakıyor ve ellerini açarak anons edilen duaya eşlik ediyor.Aynı anda yüzlerce kişi aynı dileklere 'amin' diyor,telaşa son veriyor,ve bereketli bir alışveriş için dikkat edeceklerini hatırlıyor.Dua bitiminde okunan Fatiha ile telaş,koşuşturmaca,hareketlilik kaldığı yerden devam ediyor.İlk geldiğimizde çok şaşırmıştım,ne olduğuna anlam verememiştim.Çünkü bu güne kadar hiç böyle bir gelenekle karşılaşmamıştım.Şimdi ise pazarı sevmeme bir neden daha eklemiş oldum.
Sizin oralarda pazar telaşı nasıl geçiyor,dualar eşlik ediyor mu alışverişinize bilmiyorum ama eğer böyle bir güzelliği yaşamadıysanız hayatınızda bir şeyler eksik demektir.
Dua güzelliğinde bir pazar günü diliyorum...
17 Mart 2011 Perşembe
FORMALİTEDEN
Uzun zamandır yazamıyorum malum hayatımız formalitelerden ibaret.Yazılar,programlar,kutlamalar,misafirlikler...son günlerde yaşadığım her şey,çevremdeki çoğu kişi yapmacık,samimiyetsiz ve olması gerektiği için olanlardan ibaret geliyor.Formaliteden gülümsüyor-selam veriyoruz(hoş çoğu zaman bundan da bihaberiz),formaliteden konuşuyor birbirimizi sevdiğimizden bahsediyoruz,formaliteden anma ve kutlama programları yapıyoruz,...daha neler neler.12 Mart'ta İstiklal Marşımızı en güzel okuyan öğrenciyi seçtik.Bu akşam 18 Mart. Çanakkale Şehitlerini anma programında yazılar-şiirler okundu,piyesler sergilendi,bol gözyaşı döküldü.Hepsi yapılmak için yapıldı.İçerikten herkes bihaber.Gözyaşı dökünce her şeyin yoluna gireceğini,kendimizi temize çekeceğimizi sanıyoruz.Artık ağlamaktan bile nefret ettim.Formaliteden olan,yapmacık olan,samimiyetsiz olan her şeyden nefret ediyorum.Hele iki yüzlü,art niyetli,yüzüne gülüp arkandan iş çeviren insanlara tahammül edemiyorum.Tahammül edemediğim için de hayatımdan,sohbetimden,face'imden siliyorum.Ve rahatlıyorum.Böylelerini gördükçe az sayıdaki samimi insanlara daha çok sarılıyorum.
Samimi olanlar bu tarafa,iki yüzlüler dışarıya...
8 Mart 2011 Salı
TATİL
Türkiye genelindeki kar yağışı bizim buraları da etkiledi.Sabahtan beri yağan kar hayatı resmen felç etti.Bir tipi,bir tipi sormayın gitsin.Yürümek imkansız,arabayla gitmek zor mu zor.Öğlen ders çıkışında küçücük bir tepeyi bile çıkamadım.Yol olduğu gibi buz,üstü kar.Baktım araba kayıyor olduğum yerde durdum.Hemen acil durumlarda ilk başvurulacak kişi olan eşime müracaat ettim.Koşa koşa geldi beni aldı ama öyle böyle değildi yol durumu.Şimdi de okulların yarın bir gün tatil edildiğini duyduk.Nasıl sevindik,nasıl sevindik.Kendimi kitaba(şu an elimde iki kitap var:katre-i matem ve aşkın gözyaşları),filme,diziye,uykuya,çaya,kahveye ve mercimek köftesine vermeyi düşünüyorum.Haberi alır almaz arkadaşlarla plan yapıldı:yarın mercimek köftesi yenecek.Yaşasın tatil,yaşasın kar.Seviyorum seni çevreyi temizlediği kadar yüreğimi de temizleyen,beyaz eyleyen kar.
Kar beyazlığında ve tatil tadında olsun geceniz...
7 Mart 2011 Pazartesi
GÜLMEK
İki gündür haber programlarını kahkahalarıyla renklendiren bir bebek var.Babasının yrıttığı kağıtlara kahkaha atabilen bir bebek.Kahkahaları benim de gülmeme;aynı zaman da düşünmeme de sebep oldu.Bebekken bir kağıdın çıkardığı seslere kahkaha ile cevap veren biz insanoğlu ne oluyor da zamanla gülümseyemez hale geliyoruz.Geçim derdi,ailevi sorunlar,aşk sancısı,dünya telaşı...bu kadar mı engelliyor gülüşlerimizi.Tanımadığımız bazen de tanıdığımızı sandığımız insanların sözleri,davranışları,bakışları bizi yaralayıp gülüşlerimizi dondurabiliyor.Sevdiklerimizin umursamaz tavırlarıdır bazen bizi gülüşlerimize yabancılaştıran.Bazen de kendimize olan uzaklığımızdır.Ben mesela,neden bu kadar uzak kaldım masum gülüşlerimden?Neden kahkahalarım sebepsiz yere hıçkırıklara dönüşüyor?Ya da en mutlu olduğum anlardaki yüreğimde hissettiğim burukluk?İki gündür soruyorum kendime bulabildiğim tek geçerli sebep: beklentilerimin fazla olması ya da şöyle diyeyim herkesin ben gibi ince düşünüyor olmasını beklemek.O da olmayınca-kabaların dünyasına hapsolunca-kahkahaların beni terk etmesi şaşılacak bir şey olmasa gerek.Neyse böyle ağır konularla kahkahaları kendimden daha fazla uzak tutmak niyetinde değilim.Buyrun efendim seyredelim kahkahalarımız daim olsun:
6 Mart 2011 Pazar
UMUT YETİŞTİRMEK
İlk artıyı isminin güzelliğiyle aldı.UMUT YETİŞTİRMEK-RAISING HOPE yeni izlemeye başladığımız dizilerden.Çok sıcak,keyifli ve komik.Üstelik bizdeki diziler gibi 2-3 saat de sürmüyor.Hepi topu 20 dk.Bütün bunlar tüm artıları topğlamasına yeter de artar.Hele bir de işten yorgun gelmişseniz,keyfiniz yoksa,yağmur yağarken evde takılmak zorunluluğunuz varsa;okuduğunuz kitap,içtiğiniz kahve,yapılan sohbetler sizi kesmiyorsa "azıcık da gülsek ne iyi olur" diyorsanız kahkaha garantili bir aile dizisi sizi bekliyor.Aile deyince Türk aile yapısına pek uygun sahneler bulamayabilirsiniz.Hoş son zamanlarda Türk dizilerinin de durumu malum.Bir göz atın pişman olmazsınız,derim.Şahsen koca bir pazar gününü ev işi yaparak geçiren ve neredeyse hem yorgunluktan hem de sinirden çıldırmak üzere olan beni bile keyiflendirdi.Güzel şey umut etmek,umut yetiştirmek...
Sevgiyle...
4 Mart 2011 Cuma
FIRTINA
Patlayacak bir bomba,en kısa sürede kopacak bir fırtına gibiyim.Beni,bu günümü en iyi Şebnem anlatır deyip sözü ona bırakıyorum:
1 Mart 2011 Salı
UĞUR BÖCÜKÜM:))
Yeni yaşımın en güzel, en sevdiğim hediyesi işte bu şeker uğur böceği:
Hayatımın uğur'u,kocamın yeni yaşım için aldığı güzelliklerden.Küpesini de çok aradım ama bulamadım:(Ama pes etmedim:bulacağım,azimliyim...
Çocukken de çok severdim uğurböceklerini.Ummadığın anda saçında,elinde,kolunda ya da bacağında beliriveren;çocuk yüreğini pır pır ettiren;gitmesin diye dua ettiğin;kırmızı rengi üzerindeki siyah beneklerini hayranlıkla izlediğin ve sonunda dileklerini sıralayıp "uç uç böceğim..." diye başlayan tekerlemeyi sıralarken uçan böceğin dileklerini getirmeye gittiğini düşündüğün o günler geldi aklıma.Tuttuğum dilekler gerçekleşti mi hatırlamıyorum.Artık uğurböceği de görmüyorum.Ne zamandır konmuyor elime,avucuma...özlüyorum dediğim anda Rabbim çıkardı ömrümün uğur'unu...Avucuma gelmeyen yüreğime geldi ve tüm dileklerim gerçekleşti.
Seviyorum uğur böceklerini,kolyemi ve eşimi...Arkadaşlarımın dedikleri doğru sanırım:29'un tadı bir başka.Şimdiden hissediyorum bunu...
Hayatınızdaki uğurlar eksik olmasın ve en önemlisi yüreğinize dokunan uğur'larınız olsun...Sevgiyle...
27 Şubat 2011 Pazar
HUZUR
Evet kısa bir aradan sonra söz verdiğim üzere karşınızdayım.Öncelikle yoğunluk bitti mi diye sorabilirsiniz ben de size"nerdeee" diyebilirim.Şubat ayı böyle ise martta ALLAH yardımcımız olsun.Öncelikle toplantıların büyük kısmını bitirdik.Haftaya da diğer toplantıların tutanakları teslim edilecek.Beni bu ara asıl meşgul eden salı günü yapılacak olan bilgi yarışması.Testler,sorular,okulda düzenlediğimiz bilgi yarışmalarıyla tabiri caizse boğuşuyoruz.Tabi işin bir de stres boyutu var.Hadi tamam çocuklar heyecanlanıyor,strese giriyor ama biz öğretmenlere ne oluyor anlamıyorum.Bir telaş,bir heyecan,bir stres sormayın gitsin.Bir de rol yaparak çocukları teskin etmeye çalışmıyor muyuz?Şaka gibi.İnşallah birincilik bizim olacak.Olmasa da çocuklarla olan bu iletişim her şeye değer.
Okuldaki en yakın arkadaşımın bir bebeği oldu.Çok tatlı maşallah.Geçen hafta onu ziyaret ettik.Arkadaşımın ikinci bebeği."Çok güzel ama çok da yıpratıcı" diyor.Bakalım ben ne zaman cesaret edebileceğim anne olmaya.Malum çoğu şeyi geç yaşamayı tercih edenlerdenim.Geç demişken geçen pazar benim doğum günümdü ve tam tamına 29 oldum.30'a bir kaldı.Küçükken çok büyük bir yaş gibi gelen 30'a sadece tek bir yıl kaldı.Ama gel gör ki ben kendimi hâlâ 18'lik hissediyorum:)30'unu geçen arkadaşlarımın dediğine göre 29 yaş en güzel yaşlardan biriymiş.Umarım bana da gülen,eğlenceli,mutlu yüzünü gösterir 29...Sağolsun dostlar aradı,mesajlar gönderdiler.Bir kez daha önemli olduğumu hissettirdiler.Eşimle güzel bir yemek yedik;gezdik,tozduk,alışverişler yaptık.29'un hatrına hediyeler alındı,sürprizler yapıldı ve şımartıldım.Bunları bir ara paylaşırım.Özellikle uğurböcekli kolyeme bayıldım.Bu ara kıyafetlerime uysa da uymasa da hep takıyorum hiç çıkarmıyorum boynumdan:)
Öğretmen arkadaşlarla daha önce sözleşmiştik toplanmak için.Bol kahkaha,gırgır,şamata almış başını gidiyorken sönen lambanın ardından mumlar eşliğnde gelen pasta,dilekler,sarılmalar derken ben neye uğradığımı şaşırdım.Çok mutlu oldum çooookkkk:)İnsan daha ne ister ki...Başta eşim olmak üzere doğum günümün güzel geçmesini sağlayan herkese teşekkür ediyorum.Hepinizi çooookkkk seviyorum.
Bu güzel ama yorucu günlerin ardından bugün dinlenmeyi düşünüyordum ama bu gün de kursumuz vardı SBS'ye yönelik.O yüzden dinlenmek hayal oldu.
Şimdi yoğun bir hafta için hazırlanmam gerek.
Keyifli bir hafta diiyorum.Sevgiyle...
NOT:Bu arada yukarıdaki fotoğraf tam da beni yansıtıyor.Huzurlu,dingin,umutlu ve arkasını dayayabilecek güçte sevdikleri olan bir kadın.Sevdim bu hali....
23 Şubat 2011 Çarşamba
ÇOK YAKINDA???
Sevgili dostlar çok ihmal ettim kusura bakmayın,yorumları bile cevaplayamadım.Ama inanın o kadar yoğun bir hafta geçiriyorum ki..Öğretmenler kurul toplantısı,şube öğretmenler kurul toplantısı,zümre öğretmenler toplantısı,başarı izleme ve değerlendirme toplantısı,100 temel eser yarışması,bilgi yarışması,dersler,hafta sonu kursu,misafirler,misafirliğe gitmeler,...daha neler neler...Bitmedi,bitmeyecek gibi de.Ama boş kaldığımen kısa süre içerisinde neler neler paylaşacağım bir bilseniz.Arkadaşımın bebeğine gittiğimizden,Denizli'deki hava ve yol durumundan,kültürümüz konulu okulda yaptığımız sergiden,ve 29'uma girmemin şerefine yapılan doğum günü ve sürprizler çok yakında sizlerle olacak:))
Bu arada sanmayınki sizi takip etmiyorum.Hepinizin yazılarını severek okuyorum ama yorum yazacal vakti bir türlü bulamıyorum.Söz veriyorum hepsini telafi edeceğim.
Bu süre zarfında gönlünüzden geçenlerin sizi bulmasını diliyorum...
17 Şubat 2011 Perşembe
SÜRPRİZ 2:))
Bir önceki yazımda sürprizlerden hoşlandığımdan bahsetmiştim.Evrene mesajım bu sefer hızlı ulaşmış olacak ki bugün ikinci sürpriz kapımı çaldı.Olay tam olarak şöyle gerçekleşti efendim:Bugün sabah dersim kadromun olduğu okulda değil de diğerindeydi.Dört saat güzelce dersimizi işledik.Şükür ki kocacımla aynı okuldaydık ve şükür ki okul evimize yakındı ki koşa koşa eve yemeğe geldik.Yemekleri hazırlarken yemeğin üzerine içilecek olan kahveleri düşünürken müdür yardımcımız aradı.Saat 13.00'de okulda toplantı olduğunu,o saatte okulda olmamızı rica etti.Hâl böyle olunca bizim kahveler suya düştü:((
Yemekten sonra bir koşu okula gittim.Toplantı başladı.12 Mart'taki programdan,1 Mart'taki bilgi yarışmasından,toplanacak paralardan,deneme sınavlarından bahsetti.Malum görevlerin çoğu biz Türkçecilere düştü.Derken kurul toplantısının tarihi belirlendi.Toplantı sona erdi,dedi müdür bey.Ama bırakmadı da.Elinde poşetlerle çıkageldi.Kendisi 1.dönemin sonunda İstanbul'a gitmişti.Sağolsun bizi de düşünmüş,1. dönemdeki başarılarımızdan dolayı bayan öğretmenlere kol saati;erkek öğretmenlere kravat almış.Hepimiz şaşırdık tabii ki.Heyecan ve merakla paketlere daldık:)Model ve renkler farklıydı.Kısmetimizde ne varsa ona razı olduk.Benim kısmetimde ise bu varmış:
Çok beğendim.Öyle adi bir şey de değil.Quartz'ın.Toplu alınca yaptırmış müdürüm indirim.Bilir o,işini:))
İşin bir de tevafuk kısmı var;bu hafta sonu kocacım bana saat alacaktı.Tatilde kardeşim benim saatimi çok beğenip saatime el koyunca saatsiz kalmıştım.Bu hafta sonu da yeni bir tane alalım demiştik.Aklımdaki model tam da böyle bir şeydi.Gel de sevinme,gel de şaşırma,gel de böyle müdürü sevme.Müdürüm büyüksün:)Saygılarımla...
Evrene olumlu mesaj göndermeye devam.Ummadığınız anda,ummadığınız hediyeler kapınızı tıklatsın,çok mutlu olun inşallah.
Sevgiyle...
16 Şubat 2011 Çarşamba
SÜRPRİZ
Seviyorum sürprizleri;hem yapmayı hem de yapılmasını.Sağolsun kocacım bu konuda şımartıyor beni.Dün elinde paketle gelince tahminlerde bulundum ama bir türlü tutturamadım.Dayanamayıp paketi açınca gözyaşlarıma engel olamadım.Bir ara yağlı boya yapmaya kafayı takmıştım ama istediğim gibi malzemeleri bulamayınca vazgeçmiş ve belli bir süreden sonrada unutmuşum.Ama sağolsun kocacım unutmamış ve bana tual,yağlı boyalar,fırçalar,palet almış gelmiş.Çok sevindim çooookk...
En kısa sürede başlayacak resim maceram.Merak ediyorum nasıl sonuçlanacağını.Güzel olsa da olmasa da paylaşacağım sizinle.
Sevgiyle...
14 Şubat 2011 Pazartesi
GEÇMİŞİN ÇİZGİSİ:)
Arsızlık yaparak yazdığım ilk yazı sanırım.Sevgili ezgilimelodi'nin blogunda okuyup resmen bayıldığım bu yazıyı kendime o kadar yakın hissettim ki ben de yazmak istedim.Sağolsun ezgilimelodi de beni kırmayarak bu konuda yazı yazabileceğimi söyledi.Ve daha fazla sabredemedim.İşte karşınızda geçmişimin çizgileri:
İlk sıraya çocukluğumun-tamam itaraf ediyorum bu günümün bile favorilerinden olan ŞEKER KIZ CANDY'yi layık gördüm.Onunla her günüm bir bayram sevincine dönüşürdü.Hele şu şarkısı bugün bile neşelendirmye yetiyor:
Kaç kişi biliyor Toffifee çikolatayı ama en sevdiğim çikolatalardan.Almanya'daki akrabalar geleceği zaman sevinmemin en büyük sebebiydi:)Bu günler de aranıyorum market raflarında ama bulamadım.Başka markaların buna benzer tat ve paketleri var ama kesinlikle aynı lezzette değil.Almanya'da da akraba kalmadı ki isteyelim.Burada yapacağımız şey nedir?Evet bildiniz evrene mesaj gönderiyoruz:))
Siz yapar mıydınız bilmiyorum ama ağbimle biz ayçekirdeklerini çitleyip yemez biriktirirdik.Sonra büyük bir tepe haline gelince de avuç avuç ağzımıza atar yerdik.Ara sıra birbirimizin tepelerinden çaldığımız da olurdu:pBazen de bunları yemek yerine kola dolu olan bardağın içine atar ve oradan yemeye çalışırdık.Yazmasam daha mı iyi olacaktı bilemedim?Merak etmeyin sağlığımız yerinde çok şükür.Çocukluk işte.Hayal gücünün sınırlarını zorluyorsunuz o dönem.
Kirmanı kaç kişi bilir bilmiyorum ama o da geçmişimin en zevkli çizgilerinden biri.Yün eğirmekte kullanılan ilkel ama marifetli bir araç kendisi.(Bkz:yandaki resim)Anneannem yün eğirirken dizlerinin dibinde oturup kirmanı çevirmek ve yünün ipe dönüşümünü seyretmek inanılmaz eğlenceli gelirdi.Burnumda ipe dönüşen yünlerin kokusu,kulaklarımda kirmanın sesine eşlik eden anneannemin türküleri,yüreğimde ise o günlere özlem var:(
Tabi ki bir de oynadığımız oyunlar var aklımda kalan.En çok özlediğim ise saklambaç.Ama akşam vakti oynan saklambaçlar.Aslında akşam ezanından sonra dışarı çıkamazdık biz.Ama bazı günler büyükler de dışarıda olduğunda izin vardı arkadaşlarla oyun oynamaya.İşte o akşamlarda oynanan saklambaçlara doyum olmazdı.Hele bir de kalabalık bir grupsanız.Çığlıklar,itirazlar,ve karanlığın verdiği hafif ürperti bizi biraz daha yakınlaştırırdı birbirimize.
Yakar top,istop,yakalamaca,birdir bir ve ip atlamaca meşhur oyunlarımızdı.Bisiklete binmeler,düşüp dizimizi yaralamalar,büyüklerden azar işitmemek için yaraları saklamaya çalışmalar,ve dut ağacına tırmanıp beyaz,kırmızı,siyah dutlara dadanmak,bulanmak ve elinde terlikle bizi ağaçtan indirmeye çalışan yaşlılara duyulan kızgınlıklar gözümün önüde bu gün gibi.
Kokulu silgilerimiz vardı.Tam kokularına kendimizi kaptırmışken "kanser yapıyor" söylentileriyle elimizden alınan.Ve okullarda her gün dağıtılan süt ve fındıklarımız vardı.Daha birinci sınıftık.Okula gitmek için en güzel ve en geçerli sebepti süt ve fındıklar.
Şimdilik bunlar geldi aklıma.Ne iyi ettin de aklıma düşürdün ezgi.Ben de bu konudaki görüşlerini, geçmişteki çizgilerini anlatmak,yazmak ve o günleri hatırlamak isteyen herkesten bekliyorum sıcacık yazılarını.
Ümit ediyorum ki bugünlerden yarınlarımıza hatırlayınca yüzümüzü gülümsetecek ve "iyi ki" dedirtecek çizgilerimiz olsun.
Muhabbetle...
ALİZADE
Kuru bir cilde sahibimdir.Ancak yaklaşık bir yıldır yüzümdeki sivilcelerden muzdaribim.Ben ki ergenlik döneminde bile bu kadar sivilcelenmemiştim.Bunun havasını atarken yıllar sonra ceremesini çekeceğimi nereden bilebilirdim ki.Yaşıtım olan bayanlar pürüzsüz,bebek gibi ciltleriyle ortada salınırken ben 15'lik kızlar sivilcelerimle uğraşıyorum.Malumunuz bu da moral bozucu oluyor.
Doktora gitmedim mi,gittim.İlaçlar,kremler,kozmetik ürünlerini denemedim mi,denedim.Hatta aktarlardaki macunlara bel bağlamadım mı,bağladım.Peki sonuç ne oldu dersiniz:tabi ki hüsran.Her seferinde evrene olumlu mesajlar yağdırdım:"Bu sefer olacak,kuruyacak,ben de bebek tenimle ortalarda salınacağım!" dedim ama hiç de öyle olmadı:(
Bazıları çekirdeğin yapacağını söyledi.Çünkü bilirler çekirdek ile olan yakın ilişkimi.Her gün bir kase yemezsem,onun çıtırtısını duymazsam işimin rast gitmeyeceğini.Sırf sivilceler gitsin diye çekirdekle olan ilişkime bile uzun bir ara verdim.Ama yine bir değişiklik olmadı.Ben de küstürdüğüm sevgili çekirdeğime son sürat geri döndüm.
Bir ara vazgeçtim savaşmaktan.Sivilcelerimle barışıp onlarla mutlu bir şekilde yaşamaya karar verdim.Ve o karar dönemimde dönem tatili geldi ve biz Antalya'ya gittik.Aman Ya Rabbi ortalık yıkıldı."Ne oldu senin yüzüne,savaştan mı çıktın,bu kadar sivilce de nereden çıktı?" nidalarıyla kendimi aynanın önünde buldum.Alışmıştım halbuki onlara,onlarla yaşamaya:)Ailem ise yeni biriyle karşılaşmış gibi şaşkın ve yabancı bakıyorlardı yüzüme.İster istemez çareler armaya başladım.İşte o dönemde karşıma çıktı ALİZADE.Tam çekirdek almaya gitmiştik kuruyemişçiye(!) karşımda el sallayan bir sivilce kremi gördüm ama temkinli davrandım.Sordum nedir ne değildir diye baktılar çok emin olamadım elime kitapçık verdiler incele diye.İnceledim.Bir de bunu deneyim dedim ve aldım.İyi ki de almışım.Umutlu değildim bu sefer.Evrene mesaj falan da göndermedim.Hatta bir süre bekledim etkisinden emin olayım diye.Ve oldu,bu sefer işe yaradı.Ve ALİZADE'nin bu kremi sivilcelerimi kuruttu.Çok mutluyum.Başka ürünleri de mevcut.İncelemek isteyenler tık tık.Fiyatları da oldukça uygun.Denemek isteyenlere tavsiye ediyorum.
MEVLİD KANDİLİ&SEVGİLİLER GÜNÜ
İlk defa sevgililer günü manasına kavuştu zannımca.Herkesin kandilini kutluyor,hayırlara vesile olmasını diliyorum.Sevgililer Günü'nü kutlayanlar varsa da onlara da gönüllerince bir gün diliyorum.Bizi sorarsanız biz "para tuzağı" diyen ve sevginin gününün olmadığına inananlardan olduğumuzdan Mevlid Kandili'ni değerlendirmeye çalışacağız.
Sevgiyle...
13 Şubat 2011 Pazar
HAREMGÂH KAPILARINI AÇTI
Can dostum,üniversite yıllarımın gülen yüzü,çılgın kızı,sırdaşım,yol gösterenim,yol arkadaşım;şimdi ise çok uzakta olan ve çok özlediğim,tanıdığım en iyi türkçe öğretmeni,en sosyal kadın ve kendini her açıdan iyi yetiştiren arkadaşım Sevgi'm nihayet Haremgâh'ının kapılarını açtı.Emin olun bundan sonra blog aleminde hiçbir şey aynı kalmayacak.Hele az bir zaman geçsin anlayacaksınız siz de bir kova kadınının farkını.
Sevgi'm hoş geldin.Hayırlı olsun.Biliyorsun en sıkı takipçinim:)Siz de merak ediyorsanız buyrun.
12 Şubat 2011 Cumartesi
TATİLİMİZ
Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi tatilimiz çok güzel geçti.Aslında niyetimiz hem Antalya hem Manisa ziyaretiydi ama Manisa'ya gitmek nasip olmadı.Biz de Antalya'nın tadını doyasıya çıkaralım dedik.Şehir dediğin Antalya gibi olmalı.Cıvıl cıvıl,yaşanılası,bunaltmayan,sıkmayan,insana yaşadığını hissettiren cinsten...Mağazalar,vitrinler,ucuzluklar gözlerimin dönmesine yetti de arttı:)Ne kadar harcadığımı hesaplamadım;korkuyorum çıkacak rakamdan:))
Hava da şansımıza çok güzeldi.Güneş bizi hiç yalnız bırakmadı.Gündüz gezmeleri yetmedi bize gecelere de aktık.İlk olarak lKonyaaltı'ndaki Nobel Türkü Evi'ne gittik.Burası ikinci şubesi.İlk şubesi Cumhuriyet Meydanı'nda.Lisedeyken sık sık oraya giderdik.Bunda lisedeki öğretmenimizin işletmesi en önemli etkendi.Daha sonrasında da türkülerin ve müziklerin kaliteli olması bizi bağlıyordu.Konyaaltı'ndaki ortam daha nezih diye orayı seçtik.Güldük,oynadık,halaylar çektik,türkülere eşlik ettik,türküler istedik.Kıvırcık Ali'yi de unutmadık tabii.Rahmetli sık sık sahne alırdı.Kendisi için özel bir köşe oluşturmuşlar.Vefa yakışıyor vesselam insanoğluna-kızına.
Sonrasında Kemer'deki Tahtalı Dağı'nda teleferik maceramız başladı.2340 mt yüksekliğindeydi yanlış hatırlamıyorsam.Çık çık çık bitmedi bir türlü.Kulaklarımız basınç farkından dolayı isyan etti tabii.Ama o manzaraya,o doyumsuz kar ziyafetine değdi doğrusu.
Oradan ver elini Çıralı ve Yanartaş'a.Özellikle akşam gitmeyi tercih ettik.Çünkü gündüz yanan alevler pek belli olmuyor.Tereddütlerimiz de oldu tabii acaba akşam ziyaret oluyor mu diye ama 24 saat açıkmış.Elimize fenerlerimizi; dilimize türküleri,marşları aldık ve yaklaşık 30 dk süren bir dağ yürüyüşü başladı.Yorulduk,bacaklarımızı hissetmedik,oksijen fazlalığından başımız döndü ama taşların arasından çıkan ateşleri görmek hepsini unutturdu.Bol fotoğraf,bol kahkaha,bol efsana eşliğinde midemizden gelen açlık seslerini daha fazla bastıramadık ve Kemer'e bağlı Uludere'deki Kartal Restaurant'a attık kendimizi.Balık ve et üzerine müthiş bir yer ve servisi de çok hızlı.Ama aşırı kalabalığı göze almalısınız.Çok da lüks değil ama kalite ve lezzet son derece mükemmel.Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim.Pişman olduğumuz bir şey var ki o da Yanartaş'a giderken yanımıza sucuk ekmek almadığımızdır.Bir daha sefer kısmet oluırsa ateşte sucuk yapmak tek derdimiz olacak.Bu arada yaz döneminde gitarını,bağlamasını alan kendini oraya atıyormuş.Biz yazın gitmeyi planlarımıza dahil ettik bile.Ama sucuksuz değil:)
Bitt sanıyorsanız yanılıyorsunuz:)Sanırım bu en uzun yazım olacak.Ama başta söylemiştim dolu doluydu.Antalya'ya gidip de Beach Parkı'na uğramamak olmazdı.Ama malum sezon başlamayınca çoğu yer kapalıydı.Biz canlı müzik olsun istediğimizden SHINTO'yı tercih ettik.Yine müzik ve kahkayla dolu bir gece oldu.Ve günün sözü "gece hayatı bizi bozar." oldu.Çünkü hepimiz içmeden sarhoş olmuş gibiydik.Gülme krizi geldi mi gitmek bilmiyor...
Bütün bu yoğunluk içinde yeni evimizin tapusunu almak için yeri geldi sinir olduk yeri geldi günlerce bekledik ama sonunda almayı başardık.Çok şükür artık bizim de bir evimiz var.ALLAH herkese gönlüne göre versin inşallah.
Gitmeden önce istediğim bir şey vardı ki o da tiyatroya gitmekti.Bir türlü denk gelmedi.Bizim uygun olduğumuz dönem oyun gösterimi yoktu.Ama inat ettim yola çıkacağımız gün gittik.ERKEK PARKI vardı.Komedi tarzında eğlenceli bir oyundu.Ama daha iyilerini de görmüştüm itiraf ediyorum:)
Ve yola çıkmadan önce bir de pizza ziyafeti çekelim dedik.Aslında pizzayı hiç sevmez-dim.Gençliğin o çılgın dönemlerimde yediğim ve bir daha asla yemem dediğim bir tattı.Hatta pizza diye çıldıran,evine siparişler yağdıran ve "yok böyle bir şey" diyenlere hayret ederdim.Ama tiyatrodaki oyunda öyle bir pizza yiyişleri vardı ki oyun sonunda PİİZZZZAAA çığlıkları atan bendim.Çekinerek, biraz da korkarak attım ilk lokmayı ve sonrası geldi."Yok böyle bir şey" diyenler kervanına ben de katıldım.Artık pizza benim en yakın dostumdur:)
Sanırım bu kadar yeter.Tatil maceramız bu kadar.Umarım daha nicelerini yaşamak nasip olur.Bu arada insanın ailesinin olması hele hele aynı dili konuştuğu,anlaştığı,her şeyini paylaşabildiği,tüm çılgınlıkları yaptığı ve her zaman yanında olacağına inandığı bir kardeşi ve ağbisi olması inanılmaz büyük bir lütuf.Rabbim sana teşekkür ediyorum.
İyi geceler sevgili dostlar.Umarım sizin de tatiliniz gönlünüzce olmuştur.
10 Şubat 2011 Perşembe
BEN GELDİM!!!
Dolu dolu,yoğun bir Antalya tatilini dün bitirdik.Birkaç gün de evimizde dinlenelim istedik.Güzel ve doyurucu tatilin ayrıntılarını en kısa sürede paylaşacağım.Sevgiyle...
28 Ocak 2011 Cuma
BİRAZ MÜSAADE:)
Bi on beş gün buralarda olamayacağım.O zaman süresince mutlu,gönlünüzce ve bol kahkahalı günler diliyorum.Tatildeyim,döneceğim inşallah.
27 Ocak 2011 Perşembe
UNUTULMUŞ MUYDUN?
Severim İclal AYDIN',yazılarını,dizilerini,şiirlerini ve gamzelerini:)Aklıma düştü Metin ÖZÜLKÜ'nün sesi ve yorumuyla eşlik ettiği bu şiiri.Sizinle de paylaşayım dedim.Keyif almanız dileğiyle...
NAZAR DEĞMESİN!!!
Çok şükür yoğun bir bakım sürecinin sonucunda kendimi daha iyi hissediyorum.Eee tatil de geliyor ya hasta olmak olmaz:)
Canım öğrencilerimi çok özleyeceğim on dört günlük tatilde.Hepsini o kadar çok seviyorum ki...Kimi yaramaz,kimi içine kapanık,kimi çalışkan,kimi kibar,kimi atom karıncam,kimi futbol aşığı,kimi de kitap kurdu;ama hepsi de çok masum.En ufak sözle gözlerinin içi gülen,bir baş okşamayla dünyalara sahip olan ve öğretmenlerini kimseyle paylaşamayan küçük dostlarım onlar benim.
Çok güzel ve verimli bir dönem geçirdik.Oyunlar oynadık,geziler düzenledik,şiirler okuduk,masallar anlattık,hayallerimizi yazdık,gazetelerle tanıştık,gazete çıkardık...ve birbirimizi tanıdık.Beraber gülmeyi,beraber ağlamayı öğrendik.Futbol turnuvasında birinci olunca kupayı kaldırmanın gururunu yaşadık.Denemelerde hem bireysel hem de okul olarak birinci olmanın havasını attık.Hediyelerle öğretmenlerimizin bizi şımartması için yarıştık birbirimizle.Güzel yazı yazmanın,güzel bir defter oluşturmanın,günlük tutmanın,şiir arşivine sahip olmanın yediğimiz en güzel tatlıdan daha tatlı olduğunu hayret ederek gördük ve bizi biz yapan değerler olduğunu fark ettik.Ve göndereceğimiz bir kartın,bir mektubun uzaktakilerle bizi nasıl yakın ve mutlu ettiğine şaşırdık.Kısacası çok şey öğrendik,çok mutlu olduk ve ikinci dönemi de beraber geçirelim diye dua etmeye başladık.
Seviyorum öğretmenliği,öğrencilerimi,Türkçeyi..
Nazar değmesin diye karnelerine,defterlerine,ürün dosyalarına nazar boncukları kondurdum.Karnedekileri henüz görmediler ama defter ve dosyadakiler en güzel hediye oldu onlara.En güzel deftere sahip olan ve en çok kitap okuyan öğrencilerimin hediyelerini de yarın karneyle vereceğim inşallah.Gönlümüzce bir tatil olsun.
Sevgiyle...
23 Ocak 2011 Pazar
HASTAYIM(Z)
Evet çok direndik ama sonunda bizde grip salgınına yenildik.İki gündür gözümü açamıyorum.Çorbalar,nane limonlar,ıhlamurlar,portakal suları,sarımsak,pekmez...hepsi birbirine girdi.Umarım tatile hasta girmeyiz.Neyse ki yazılıları ve ödev notlarını halletmiştim.Ama toplantılar bitmedi tabii.Yarın milli eğitimdetoplantı var.Çarşamba okulun semineri var ve sunuculuk bende.Salı günü misafirlerim var...Umarım hemencecik iyileşirim.
Sağlıklı,bol gülücüklü günler...
















































