28 Haziran 2010 Pazartesi

TIRTIL KURABİYE


Okulların kapanıyor olması bana yaramadı.Günler de uzun olunca kendimi pastaya,böreğe ve yemeğe verdim.Tırtıl kurabiyeyi sanırım bir 6 aydır yapacağım ama bir türlü kalıbını bulamadım.Geçen hafta sonu bulabildik de yapmak nasip oldu.Çıtır çıtır tam çayın yanında yemelik.Gerçi ben soğuk süt ile yemeyi daha çok seviyorum.Bu gidişle eylüle kadar 8-10 kilo almazsam iyidir.

Buyrun malzemeler:

  • yarım paket (125g) margarin
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 2 çay bardağı toz şeker
  • 2 yumurta
  • aldığı kadar un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • arzuya göre kakao

hazırlanması:

1. un ve kabartma tozu hariç kalan malzemeleri karıştırın. karışıma bir miktar un ve bir paket kabartma tozu ekleyin. unu azar azar ilave ederek yumuşak bir hamur elde edin. hamuru birkaç dakika yoğurun.

2. hamurun bir kısmını tırtıl uçlu kalıba koyun. tepsiye parmak uzunluğunda hamurlar sıkın. aynı işlemi kalan hamurlar için de tekrarlayın. önceden ısınmış fırında üzerleri hafif kızarana kadar pişirin.

isteğe bağlı olarak kakaolu da yapabilirsiniz.

Afiyet olsun.

ERKEKLER NEDEN KONUŞMAZ???


Arkadaşlarınızla bir restorana gidiyorsunuz ve herhangi bir masaya oturuyorsunuz. Karşı masanızda bir çift oturmuş yemek yiyorlar.Aralarında öyle bir sohbet var ki , erkek sürekli bir şeyler anlatmaya çalışıyor.Kadın sigarasını çıkarıyor ve erkek bir hışımla kadının sigarasını yakıyor.Sürekli kadınla ilgilenen bu erkeği gördüğünüzde sizde şaşırıyor hatta imreniyorsunuz.Kadın garsondan bir şey istiyor gibi oluyor ve bizim atıl kurt bir anda davranıp garsonu masaya getirtip kadınının isteğinin yerine getirilmesini istiyor.

Şimdi size soruyorum: Sizce bu çift evli mi yoksa flört eden iki sevgili mi?

Bütün erkekler evlenmeden önceki dönemlerde çenesi yerlerde gezer. Her şeyi konuşmak için can atar birikmiş yoğunluğu bitirmek ister gibi bir boşalım yaşarlar.Öyle ki hem konuşmak hem de sevgilisini dinleme istekleri oldukça fazladır.

Çoğu evli kadın bu süreç için;- istediklerini elde edene kadar hep bunu yapıyorlar, istekleri olunca dut yemiş bülbül oluyor diye düşünüyor.

Ne yani erkeklerin susmalarını nedeni gerçekten evlenmek mi? Neden tüm kadınların tek inancı bu gerçek acaba?

Nasıl bir psikolojiye giriyor erkek, eski konuşkan adamdan bir eser kalmıyor?

Bir zamanlar kadınıyla her şeyi yapmaya her şeyi konuşmaya hevesli adamın sus pus hale gelmesinde ki neden bir ömür boyu yatağını doldurma garantisi mi gerçekten?

Galiba kadınların kabul etmesi gereken gerçekler var, biraz bunların üzerine gitmemiz gerekiyor bence.

Kadınlar evlendikten sonra kocalarını nasıl sustururlar?

1. Genelde kadınlar kocalarının anlattıklarına hemen karşı çıkma eğilimindedirler. Daha lafını bitirmeden ağzına tıkmak gibi bir şeyden söz ediyorum. Eşinin söylediklerine hemen karşı çıkan kadınların sonu ,az konuşan bir koca ile ömür geçirmek oluyor.

2. Kadınlar akıl vermeyi severler:Genelde bazı kadınlar hatta çoğu kocasına çocuğuna konuşur gibi konuşurlar.Onların akıl hocaları olmayı isterler.;-bak hayatım aslında böyle yapmalıydın.Sen insanları tanımazsın .....hayatım sana söylüyorum.....bak hiç dinliyor mu ?.....heyyyy...

3. Adam eve birkaç alışveriş paketiyle geldiğinde :- Ne şimdi bunlar ,abartmışsın hayatım ya.Senden de bir şey isteyince dibini kazıyorsun.Ben sana on kere söyledim alışverişi yapma ver parayı ben alayım .Ama dileyen kim..Canım sana söylüyorum....Hey nerdesin.....offf ya zaten evde vardı bunlardan....

Yukarıda kadınların kocalarına gösterdikleri birkaç tutumdan bahsetmeye çalıştım. Bu kadının kocası genelde az konuşur.

Olayın nedenlerinden bir diğerini incelersek :

Kadınlar genelde her şeylerini,sıkıntılarını,sevinçlerini,endişelerini başka birileriyle konuşmayı isterler.Bu bazen komşu,arkadaş,dost,anne ,kardeş olabilirken erkekte bu durum çok farklı.

Erkekler sıkıntıya girdiklerinde genelde konuşmayı istemezler.Yaptıkları tipik tutumları,içe kapanmak olur.İçe kapandıkları dönemde sessizleşirler.Bu sessizlik dönemlerini maç izleyerek,gazete okuyarak geçirirler.Ama kadın durmaz ve bu tutumları genelde kendisine yapılan bir tavır olarak algılayıp erkeğin üstüne gider.

Genç erkek çocukları olan anneler bilirler, çocukları sorunlar yaşadıklarında içlerine kapanır ve süreçlerini paylaşmak istemezler. Anneleri üstlerine gittiğinde ise bundan rahatsız olurlar.

Çoğu zaman anneleri çocuğunu yalnız bırakıp sakinleşmesini bekler.

Kocalarda da aynı durum söz konusu iken kadınlar bu yaklaşımı gösteremez tam tersine kendilerine yapılmış bir tavır olarak algılayıp, daha çok kendilerinden uzaklaştırırlar.

- Hoş geldin Mahmut

- Hoş bulduk

- Ne bu surat ne oldu

- Bir şey yok ,yemek hazır mı?Açım

- Anlatsana, ödemelerle ilgili mi?

- Yok bir şey dedim ya, ne yemeği yaptın?

- Ya anlatsana yoksa annenlerle mi tartıştın?

- Çocuklar nerde, uyudular mı?

- Ya bak yine aynı şeyleri yapıyorsun, susuyorsun.

- Ben senin karınım bana anlatmayacaksın da kime anlatacaksın?

- Uykum var ben uyuyorum

- Mahmut , Mahmut ,Mahmut

- Adımı mı ezberliyorsun, iyi geceler

- Ispanak yapmıştım. :Gülümseme

Alıntıdır

VE SBS GİDİYOR...

Seviye Belirleme Sınavı (SBS) artık sadece 8. sınıflarda yapılacak..Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, "6 ve 7. sınıflarda kademeli olarak kaldırılıyor. 8. sınıflarda devam edecek" dedi.

Çubukçu, Milli Eğitim Bakanlığı Tevfik İleri Toplantı Salonu'nda ''Ortaöğretim Geçiş Sistemi ve Seviye Belirleme Sınavı''na ilişkin basın toplantısı düzenledi.

Yapılan çalışmalar ve hazırlanan raporlar doğrultusunda SBS'nin genel olarak olumlu yönleri olmakla beraber olumsuz etkilerinin bulunduğunun da tespit edildiğini kaydeden Çubukçu, şunları söyledi:

''Seviye Belirleme Sınavını 6 ve 7. sınıflarda kademeli olarak kaldırıyoruz. Sarmal bir yapı içeren müfredat doğrultusunda SBS sadece 8. sınıfta gerçekleştirilecek, bundan sonra ve 8. sınıf konularından sorumlu olacaklar. 2010-2011 eğitim-öğretim yılında 6. sınıfa başlayan öğrencilerimiz sınava girmeyecekler. Bu öğrenciler 2011-2012 yılında da 7. sınıf öğrencisi olarak sınava girmeyecekler.

Fakat bu yıl Seviye Belirleme Sınavı'nda 6. sınıfta olup eski sisteme uygun olarak sınava giren öğrencilerimiz 7 ve 8. sınıflarda da sınava girecekler. Bu yıl 7. sınıfta olup SBS'ye katılan öğrencilerimiz eski sisteme uygun olarak 8. sınıfta da sınava girip bu şekilde ortaöğretim kurumlarına yerleşecekler.''

Çubukçu, orta öğretimde gerçekleştirilecek yeniden yapılanma ile gelecek yıllar içerisinde genel liselerin tamamının Anadolu Liselerine ve Meslek Liselerine dönüştürüleceğini, okullar arası niteliksel farklılıkların bu şekilde ortadan kaldırılacağını, okul çeşitliliğinin de en aza indirileceğini bildirdi.

26 Haziran 2010 Cumartesi

VEDA


Zülfü LİVANELİ'nin yazıp yönettiği filmi dün izleme fırsatı buldum.Beklentim çok fazlaydı sanırım.Onun için hayal kırıklığı da fazla oldu.Salih BOZOK'un anlatımıyla ele alınan film çok yüzeysel geldi.Atatürk'ün hayatıyla ilgili çok fazla bilgisi olmayanlar için kopuklukların yoğun olacağını tahmin ediyorum.Çoğu karakter havada kalmış.Mesela Zübeyde Hanım'ı canlandıran Dolunay SOYSERT'i çok başarılı bulmadım.Ya da Fikriye Hanım'ı canlandıran Özge ÖZPİRİNÇÇİ'yi..

Sosyal Bilgiler öğretmenimiz okulda çocuklara seyrettirmişti.Sanırım çok bilgi verici olmadı.Başarılı değil.Eğer seyrettiyseniz ya da seyredecekseniz sizin yorumlarınızı da bekliyorum.

İLKÖĞRETİMDE DERS SAATİ



İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er, ilköğretimde haftalık ders saatini 30 saatten 25 saate indireceklerini söyledi.

TBMM Kayıp Çocuklar Araştırma Komisyonu üyelerinin, eğitim sistemi ve bu sistemin çocuklar üzerindeki etkilerine yönelik sorularını yanıtlayan Er, çocukların sosyal aktivitelere katılmalarının başarıları üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, çocukların bu aktiviteleri gerçekleştirebilecekleri zamanı oluşturmak için ilköğretimde haftalık ders saatini 30 saatten 25 saate indireceklerini belirtti.

Velilerin, çocuklarının sınavlarda başarılı olabilmesi için dersaneyi bir zorunluluk olarak gördüğünü belirten Er, “Aslında bu yanlış bir kanı. Dersanenin, SBS başarısında hiçbir etkisi yok. Hiçbir ek eğitim kurumuna gerek yok” dedi.

Bakalım bu uygulamanın sonuçları nasıl olacak.Sürekli bir şeyler değişiyor.Bir sisteme alışamadan yenisi geliyor.ALLAH sonumuzu hayreylesin...

YOLLARDA YENİLENEN HIZ LİMİTLERİ

Yasayla, bölünmüş (duble) yollardaki hız sınırı 90 kilometreden 110 kilometreye çıkarılıyor.

Hız sınırı, çift yönlü karayollarında 90 kilometre, otoyollarda ise 120 kilometre olarak uygulanmaya devam edecek.

Bu uygulamaya en çok eşim sevinecek.Geçen gün bölünmüş yolda 107 ile radara yakalanıp 130 TL ceza ödeyince bu değişiklik ilaç gibi gelecek.Hadi gözümüz aydın...

KUBAT-FUNDA ARAR İNCE İNCE

Tek kelimeyle süper olmuş.Bayıldım.Sanki Yavuz BİNGÖL'e daha yakışırmış gibi geldi ama Kubat da hakkını vermiş.Funda ARAR'a zaten diyecek sözüm yok.Bakalım siz de beğenecek misiniz?


25 Haziran 2010 Cuma

MAHEPLİ SİMİT


Yeni bir tarifle daha karşınızdayım efendim.Çok uzun zaman oldu bu simitten yapmayalı ve yemeyeli.Ağızda dağılan kıvamıyla,mahlepin hoş kokusuyla simitlerde tek tercihim.Vereceğim tarifle iki tepsi çıkıyor.Bereketli de yani.En kısa sürede deneyin;pişman olmayacaksınız.İşte tarifi:

Malzemeler:

  1. 1paket margarin(oda sıcaklığında)
  2. 1 çay bardağı sıvıyağ
  3. 1 çorba kaşığı şeker
  4. 2 çorba kaşığı sirke
  5. 1tatlı kaşığı tuz
  6. 1 tatlı kaşığı mahlep
  7. 4-5 bardak un
  8. 1 paket kabartma tozu
  9. 2 yumurta (sarıları içine, akları üzerine)
  10. susam
Yumurta akları ve susam dışındaki malzemeleri karıştırıp yoğurun. Hamurlara simit şekli verin. Önce yumurta akına sonra susama batırın. 200derecede 20-25 dk pişirin.
Hepsi bu kadar.Afiyet olsun.
Bilmem söylememe gerek var mı okuldaki arkadaşlar çok beğendi.Anında tarif alınarak fotokopi ile çoğaltılıp dağıtıldı.Bayılıyorum paylaşmaya...

24 Haziran 2010 Perşembe

LOREAL KOMPLE ONARICI 5 ŞAMPUAN


Malum mevsim değişiyor-her ne kadar bir türlü yaz gelmese de-saçlar da bu değişiklikten etkileniyor.Özellikle yazın güneş,deniz ve havuz suyu derken iyice yıpranıyor. Lost'un güzel oyuncusu Kate'in oynadığı relam filminden sonra almaya karar verdim.

Tahmin ettiğimden de güzel çıktı.Bir kere çok iyi köpürüyor.Kokusu hoş.Ve saçlarda etkisi hemen fark ediliyor.Yumuşacık,parlak ve canlı saçlar için ideal bir ürün bence.Tavsiye ediyorum.

DOMATES SOSLU KARIŞIK KIZARTMA


Okulda kahvaltılarımız 4 gündür hız kesmeden devam ediyor.Her gün bir arkadaş hazırlık yapıyor geriye kalanlarla beraber bir güzel yiyor.Bugün sıra bendeydi.Her gün börek yemekten sıkıldık deyip kızartma yapmaya karar verdim.Çok da iyi yapmışım.Büyük bir afiyetle yendi.Daha önce de bahsetmiştim Tefal'in Actifry'ı sayesinde hem sağlıklı hem de kısa sürede lezzetli kızartma yeme şansım oluyor.Arkadaşlar da hemen fark etti.Çok hafif olmuş,dediler.Ve tavsiye edip etmediğimi sordular.Ben de çok memnun olduğum için tabii ki tavsiye ettim.

Gelelim tarifimize:
Mazemeler:

3 adet patlıcan
4 adet biber
2 adet pataes

Sosu için:
4 adet büyük domates
1 çorba kaşığı sıvı yağ
½ kahve fincanı sirke
½ çay kaşığı toz şeker
2-3 diş sarımsak
Yeterince tuz

Yapılışı:
Patlıcanları yıkadım sap kısımlarını kestim alacalı soydum ve küp küp doğradım.Kararmamaları için tuzlu suda beklettim.
Biberlerin pullarını çıkardım sapını kestim yıkadım orta büyüklükte küp küp doğradım.
Patatesleri soydum yıkadım orta büyüklükte küp küp doğradım.kağıt havlu ile kuruladığım sebzeleri sırasıyla kızarttım.Kızarttıklarımı kağıt havlu üzerine aldım.Üzerinide kağıt havlu ile bastırarak fazlalık yağları aldım.Üzerlerine tuz serpiştirdim.
Sosu için:
Domatesleri yıkadım kabuklarını soydum rondoda püre haline getirdim.
Sarımsakları soydum ince ince dilimledim.
Pişirme tenceresine domates püresi,sarımsak dilimleri,tuz,sıvıyağ,sirke,şeker ilave ettim ve karıştırdım.Orta kısık ateşte 15-20dk pişirdim.Hazırladığım sebzelerin üzerine gezdirerek döktüm ve servis yaptım.
Afiyet olsun.

ANNEM


Bugün annemin doğum günü.Kaç yaşına girdiğini tabii ki söylemeyeceğim:)))Çünkü o kendini 18 hissedenlerden.Yani yaşıtız:)

Günler geçerken,ben büyürken,hatalar yaparken,güzellikler yaşarken,ağlarken,gülerken,kızarken,uyurken,uyanıkken hep yanımda olan canım annem.Bazen kızar haklı olarak bazen sebepsiz yere sarmalar.En iyi arkadaşım.Lise dönemime denk gelir dostluğumuz.En büyük dert ortağım.Beni benden iyi bilen,telefondaki ses tonumdan neler yaşadığımı anlayabilen gözümün nuru,başımın tacı.

İsterdim ki bu gün yanında olabileyim.Seni sarayım,sarmalayım,kendi ellerimle pastanı yapayım.Ama şartlar işte.Neyse kalbim hep seninle.

Rabbim ömrünü uzun,sağlıklı,mutlu eylesin.Seni başımızdan eksik etmesin.İyi ki varsın annem.Rabbim'e binlerce kez hamd olsun.

EĞİTİM


Bugün seminer çalışmalarımızı denetlemek üzere okulumuza müfettişler teşrif etti.Sohbet havasında geçen güzel bir değerlendirme çalışmasıydı.Espriler havada uçuştu ve kahkahalar okulun boş koridorlarını şenlendirdi.
Bu yazıyı yazmama sebep olan şey ise müfettişlerden birinin çok hoş bir kelam etmesidir.Efendim dedi ki:

"EĞİTİM,KİŞİYİ MUTLU ETMEKTİR."

Daha da bu sözün üzerine söz tanımam.Bu senenin can alıcı sözüydü.Seneye öğrencilerimi ve tabii ki kendimi daha çokkk mutlu edeceğim.Şimdiden söz veriyorum...

23 Haziran 2010 Çarşamba

MİMLENDİM:)))

Sevgili TANNESİ mimlemiş beni.Bu da ilk mim'im.Bütün ilkler gibi çok kıymetli.Teşekkür ediyorum.Ve başlıyorum cevaplamaya:

  • Felsefem: Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme.Ya onu kaybedersin ya da kendine saygını.
  • Hayat:Her şeye rağmen yaşamaya değer.
  • Çocukluk: Ara sıra yaptığım ve inanılmaz zevk aldığım bir lüks.
  • Güneş: Mutluluk sebebi.
  • Gözler: En iyi iletişim aracı.
  • Yıldızlar: Uzak hayaller.
  • Güzellik: İşte bu benim dünyam.
  • Sevgi: En iyi dostlarımdan.
  • Aşk: Çılgınlık ve kendini bilemezlik hali.
  • Müzik: Funda ARAR
  • Dost:Zor kazanılan çabuk kaybedilen.
  • Para: Bu ara bana pek uğramayan.
  • Erkekler: Hayatın tuzlu yanı.
  • Savaş:MA SARIL...
  • Ağlamak: Beni rahatlatan şeylerden.
  • Deniz: Özledim.
  • Ayna: Kişilerin dış görünüşü.
  • Hayal: Ayakta tutan.

Ben de bunu Portakal Ağacı'na,Sibel'in Kahvesi'ne ve Sevgi'den Esintiler'e gönderiyorum.

BİBER TATARI VE VEDA...


Bir yere ilk gittiğimde ilk sorum:yemek olarak neyi meşhur? olur.Malum yemek yemeyi seven biri olunca bu sonuç da kaçınılmaz oluyor.Geçen sene Kale'ye taşındığımızda da bu gelenek bozulmadı.Aldığım cevap tekti:Biber Tatar.

İlk duyduğumda aklıma Tatar Ramazan filmi gelmişti:)Nasıl yani? falan dedim.Zamanla alıştığımız ve sevdiğimiz bir tat oldu.Bugün de tayini çıkan öğretmen arkadaşlar için yemek verildi.Orda da vazgeçilmeyen tatların başında geldi.

Ayrılıklar,alışkanlıklar,vazgeçişler,heyecanlar,başlangıçlar derken hayat bir şekilde devam ediyor.Umarım hayat herkesin gönlünce olur.

Gelelim Biber Tatarı'nın yapılışına:

Daha çok Denizli'nin Kale ilçesinin biberleri olan kale biberiyle(yani şu anda bulunduğum yer) süper olan bu yemek denenmesi gerek.

Kale biberinin

özelliği acı ve çok etli olması kurutunca öyle bir deri bir kemik kalmıyor:

Kuru biberler bol kaynar suda haşlanır.

Yumuşayan biberler sapları ve çekirdeklerinden ayrılırlar.

Kızgın sıvı yağda kızartılırlar çok kıtır kıtır olamaması gerek.

Yağını süzüp tabağa alınan biberlerin üzerine Sarımsaklı yoğurt bol bir şekilde dökülür.


Farklı olarak biberler direk yağda kızartıldıktan sonra sarımsaklı yoğurt eklenerek yeniyor.Ben ikisini de çok seviyorum.Yolunuz Kale'ye düşerse mutlaka kurutulmuş biberlerinden alıp bu lezzeti tatmanızı tavsiye ederim.
Haydi afiyet olsun.

22 Haziran 2010 Salı

SEN HİÇ ATEŞ BÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ???




2006 yılında seyretmek nasip oldu.Süper bir tiyatro oyunu.Demet AKBAĞ yine süper.Hem güldüren hem ağlatan hem de fazlasıyla düşündüren bir oyun.

Bu hafta sonu CD'si elime geçti.Tekrar seyredilecekler arasında yerini aldı.Büyük bir kase patlamış mısır,büyük bir boy selpak ve gelsin kahkahalar,gelsin gözyaşları.Hayat gibi,biz gibi,yaşamak gibi...

21 Haziran 2010 Pazartesi

BOĞAZIMDAKİ DÜĞÜM


Hayata renk katmaya çalışırken,geleceğe dair umutlar büyütürken,minicik mutluluklarla avunmaya çalışırken,"Bugün,dünden daha güzel olacak." sözleriyle kendimizi ve çevremizi yüreklendirirken,tam da her şey yolunda gidiyorken;kahkahalar bizi ve çevremizi süslerken gelen haberler bizi yalancı çıkarıyor.

Meğer hayat simsiyahmış,meğer geleceğe dair umutlar,hayaller büytmemeliymiş;meğer bugünler dünlerden daha kötüymüş ve "yarın" kavramı yokmuş;meğer hiçbir şey yolunda değilmiş...Gülüşler yarım kalmalıymış,kahkaha nedir bilmemeliymişiz.Hatta bu sıcaklarda kavrulurken içtiğimiz su birer düğüm olmalıymış boğazımızda.

Analar ağlarken,babalar her şeye rağmen" VATAN SAĞOLSUN" derken;siyasetçiler açıla açıla kapanmayacak bir yara bırakırken;haberler,gazeteler şehitler üzerinden prim yaparken;kerpiç evleri bayraklar süslerken,zenginlerin-siyasetçilerin çocukları iyi birer tüccar olurken garibanın evinden yas hiç gitmezken;ve bütün bunlara rağmen elinden hiçbir şey gelmeyip seyrederken kendine,siyasete,siyasetçilere,teröre küfrederken;bir taraftan şehitlere göz yaşı dökerken bir taraftan yenilerini yetiştirmeye çalışmak gibi tezatlarla dolu günler yaşıyorum.

Dedim ya boğazımda bir düğüm şu günlerde yaşamak....

14 Haziran 2010 Pazartesi

EKMEK KIRINTISI


'' Televizyon arıza yapmış, tamirci gelip TV nin arkasını açmış ki bir sürü ekmek kırıntısı...Tabi kimin yaptığını hemen anlamışlar.
Evin dört yaşındaki yaramaz kızı. Bu hangi ailemizde gerçekleşirse gerçekleşsin ilk göstereceğimiz tepki genellikle öfkeli bir davranıştır. Tamircinin yanında bağırır, çağırırız.
Fakat anne öyle yapmamış, çocuğuyla konuşmayı denemiş ve ekmek kırıntılarını neden oraya attığını öğrendiklerinden sonra hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Çocuk ekranda Afrika daki aç çocukları gördükçe mutfaktan ekmek alıp TV nin açık bulduğu tek yerinden, arkasındaki ızgaralardan açlık çeken kardeşlerine ulaşması için içeri atıyormuş..."

Zaman geçtikçe,biz büyüdüğümüzü düşündükçe sanrım çoğu şeye karşı hassasiyetimizi kaybediyoruz.Hasta olan komşumuzu ziyaret etmeden durabiliyor;simit alacak parası olmadığı için bir kenara sinmiş öğrencimizi görmezden gelebiliyor;sadece bir gülümsememizi bekleyen arkadaşlarımızı tebessümümüzden mahrum bırakabiliyoruz.Bazen çocuk olmakta,çocuk kalmakta fayda var.En azından riyasız,hesapsız iletişim kurabilmek adına...

İNSANI DEĞERLİ KILAN




"Bir anne deve ile yavru deve konuşuyorlarmış. Yavru deve sormuş:
- Anne bizim niye hörgücümüz var?
- Çölde susuzluğa dayanabilelim diye.
- Anne bizim toynaklarımız neden bu kadar büyük?
- Çölde ayaklarımız kuma batmasın diye.
- Anne bizim boynumuz neden bu kadar uzun?
- Çölde uzaktan gelebilecek tehlikeleri görebilelim diye.
- Peki anneciğim, o zaman bizim hayvanat bahçesinde işimiz ne?"


Her şey kişinin kendi değerini bilmesiyle başlar. Yetenekleriniz, hobileriniz, duygularınız, fikirleriniz, bakış açınız, derinliklerinizde yatan arzularınızdır sizi değerli kılan. Eğer kim olduğunuzun ve değerinizin farkında değilseniz başka insanların istekleri doğrultusunda yaşarsınız. Öyle insanlar vardır ki diğer insanlar kendilerine değer versinler diye hep onların beklentileri doğrultusunda hareket ederler. Yazık ki bu sadece bir yanılsamadır. Değer görmek için kendi kimliğini bir kenara bırakan ve başkalarının istediği kimliklere bürünen insanlar kendi benliklerini yitirdikleri gibi aradıkları saygıyı da bulamazlar.

Sizin değerinizi gösteren ne yaptığınızdan önce, kim olduğunuzdur. İnsanların sadece unvanlara saygı gösterdiği bir toplumda yaşadığımızı düşünebilirsiniz. Bir ölçüde de haklı sayılırsınız. Bir doktoru ele alalım. Bu doktor yeni girdiği bir ortamda, unvanlarından bahsettiği anda çevresindeki insanlardan saygı gösteren ve hayranlık duyan tepkiler alır. Ancak bu doktor gerçekten olduğu kişiden farklı biriymiş gibi davranıyorsa, insanlar bir süre sonra bunu hissedecekler ve ona saygı duymaktan vazgeçeceklerdir.


Yaptıklarınızla benliğinizi örtüştürebiliyorsanız, yaşamda ilerlediğiniz yol içinizdeki size aitse eğer, zihninizin, benliğinizin tüm gücü emrinize amade olacaktır. Kendinize geç olmadan sorun: "Unvanlarım mı benim önümde; yoksa ben mi onların önündeyim?" Sorun ki, bugüne kadar fırsatınız olmadıysa, bugünden sonra gerçek değerinizi bulma şansınız olsun.

(Alıntıdır.)

TAVLA BENİ TAVLARSA...

Kaç yıldır öğrenmek istiyordum şu tavla oynamayı...Ağbim bu konuda oldukça iyidir ama benim görevim gereği bir türlü bir araya gelip de öğrenemedim.Kısmet bu seneymiş.Son bir aydır eşimle çılgınlar gibi tavla oynuyoruz.Bazen galip oluyorum,bazen mağlup.Ama önemli olan o zevki tatmak.Anlatılacak gibi bir zevk değil.Hele bir de yanında kahvemiz varsa...oooh yan gel, yanında yat dediklerinden.

Bir de bu ara başka bir bağımlılığım var ki onun adı da Yılmaz ÖZDİL.Birkaç haftadır takip ediyorum yazılarını.Özellikle öğretmen atamalarındaki yorumları çok çarpıcı.Derken geçen günkü yazısında tavladan bahetmiş.O yazıyı aktarıyorum:

"Rivayete göre... Hint imparatoru “satranç”ı icat ettirmiş; vezir, kale, fil, piyon filan, sınırsız süre, sınırsız hamle, rakibi mat etmeyi hedefleyen, muhteşem bir strateji oyunu... Sonra da, şu notu iliştirerek, Pers İmparatoru’na hediye etmiş, “Kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriyi görürse, o kazanır... Hayat budur!”

*

Rivayete göre... Pers İmparatoru, altta kalmamak için, “tavla”yı icat ettirmiş... 15 siyah 15 beyaz pulu, geceleri gündüzleri, karşılıklı 12 hanesi de, toplamda 24 saati simgeliyormuş, hepsi birden ayları ve yılı...

Ancak süresi sınırlı, hamle sayısı da sınırlı olduğu için, atraksiyon çeşitlensin diye “zar” ilave edilmiş...

Ve, şu notu iliştirerek,

Hint İmparatoru’na hediye etmiş: “Kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriyi görür ve kim daha şanslıysa, o kazanır... Hayat işte budur!”

*

Rivayete göre...

Sıra bizimkilere gelmiş.

*

“Yormayın bizi canım kardeşim” demişiz...

“Yazı mı, tura mı?”

Kısacası son günlerde tavla beni tavlar;Yılmaz ÖZDİL yazılarıyla hayatımı,beynimi,ruhumu sallar...

13 Haziran 2010 Pazar

MEYVE ÇEKİRDEKLERİNİN ÇÖPE ATILMASI

Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. Bu sene (2010) dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herh...angi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün.

Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır. Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…

Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir ! Bunu yapmayın ve yaptırmayın.

Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.

En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet...
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…

Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.

Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler...

TAHİNLİ KEK


Dersler bitmişken,çocukların sınav telaşı son bulmuşken yarın okulda yemek üzere;bir de sevgili TANNESİ'nin gönlünü fethetmek adına bu tarif.Hem kolay,hem lezzetli.Çay ile vazgeçilmez oluyor.Hemen veriyorum tarifi:

Malzemeler:
3 adet yumurta

2 su bardağı toz şeker
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvı yağ
1 paket kabartma tozu
2,5 su bardağı un
8 yemek kaşığı tahin


Yapılışı:Yumurtaları şekerle birlikte 5 dakika çırpın.Yoğurdu,sıvıyağı ve kabartma tozunu ekleyin.Unu içine karıştırın.4 çorba kaşığı tahini ilave edin.Yağlanmış fırın kabına dökün.175 derecedeki fırında pişirin.Fırından çıkınca kalan 4 kaşın tahini eşit olarak üzerine sürün.2 çorba kaşığı şeker serpin.Cevizle süsleyin.

Eğer üzerine sürdüğünüz tahin az gibi gelirse miktarı artırabilirsiniz.Afiyet olsun...

CANIM AİLEM'den

YAZAMAMAK


Önce Mavi Marmara gemisinde yaşanan talihsizlikler,sonrasında SBS,e-okula işlenecek olan notlar derken yazamadım uzun zamandır.Halbuki ne çok şey vardı buraya not düşülecek.Mesela İsrail ve politikaları hakkındaki kızgınlığım,toplum olarak sadece protestoyu meydanlarda yapıp hayatımıza dahil edemediğimize dair kırgınlığım,çalışmayıp çalışmayıp sonrasında haklı olduğumuz halde haksız duruma düşmemiz karşımızdaki şaşkınlığım,47 günlük bir gelinin boş yere-tabiri caizse pisi pisine-terör kurbanı olması ve hâlâ teröre çare olamayan politikacılara sitemim,üç ayların başlaması ve maneviyatımda düzenlemeye çalışacaklarım,diğer bütün dizilerin tüm iğrençlikleri gündeme getirip ahlakı ve aile yapısını çökertirken aileyi,sevgiyi,bağlılığı,vefayı bize hatırlatan ve sona ermesiyle hüzne kapıldığım Canım Ailem dizisi,öğrencilerimizin SBS'deki müthiş başarıları,bu arada yağan yağmurlar,düşen yıldırımlar,yıkılan evler;kışı aratmayan günlere rağmen yaptığım yaz temizliğim,yeni denediğim yemekler,pastalar....hepsi ayrı ayrı ve uzun uzun not düşülecek konulardı ama gel gör ki Samim'in de dediği gibi;
"HAYAT,biz planlar yaparken yaşadığımızdır."
Vesselam bu yazıda biz şunu şunu yazalım derken yazmamız gerekenmiş.

© Blogger - Template by Blogger Sablonlari - Header image by Deviantart