Kaç yıldır öğrenmek istiyordum şu tavla oynamayı...Ağbim bu konuda oldukça iyidir ama benim görevim gereği bir türlü bir araya gelip de öğrenemedim.Kısmet bu seneymiş.Son bir aydır eşimle çılgınlar gibi tavla oynuyoruz.Bazen galip oluyorum,bazen mağlup.Ama önemli olan o zevki tatmak.Anlatılacak gibi bir zevk değil.Hele bir de yanında kahvemiz varsa...oooh yan gel, yanında yat dediklerinden.
Bir de bu ara başka bir bağımlılığım var ki onun adı da Yılmaz ÖZDİL.Birkaç haftadır takip ediyorum yazılarını.Özellikle öğretmen atamalarındaki yorumları çok çarpıcı.Derken geçen günkü yazısında tavladan bahetmiş.O yazıyı aktarıyorum:
"Rivayete göre... Hint imparatoru “satranç”ı icat ettirmiş; vezir, kale, fil, piyon filan, sınırsız süre, sınırsız hamle, rakibi mat etmeyi hedefleyen, muhteşem bir strateji oyunu... Sonra da, şu notu iliştirerek, Pers İmparatoru’na hediye etmiş, “Kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriyi görürse, o kazanır... Hayat budur!”
*
Rivayete göre... Pers İmparatoru, altta kalmamak için, “tavla”yı icat ettirmiş... 15 siyah 15 beyaz pulu, geceleri gündüzleri, karşılıklı 12 hanesi de, toplamda 24 saati simgeliyormuş, hepsi birden ayları ve yılı...
Ancak süresi sınırlı, hamle sayısı da sınırlı olduğu için, atraksiyon çeşitlensin diye “zar” ilave edilmiş...
Ve, şu notu iliştirerek,
Hint İmparatoru’na hediye etmiş: “Kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriyi görür ve kim daha şanslıysa, o kazanır... Hayat işte budur!”
*
Rivayete göre...
Sıra bizimkilere gelmiş.
*
“Yormayın bizi canım kardeşim” demişiz...
“Yazı mı, tura mı?”
Kısacası son günlerde tavla beni tavlar;Yılmaz ÖZDİL yazılarıyla hayatımı,beynimi,ruhumu sallar...
14 Haziran 2010 Pazartesi
TAVLA BENİ TAVLARSA...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 yorum:
Yorum Gönder