
Küçük bir çocuğun göz yaşında boğulmak; bir tebessümüyle dünyalara sahip olmak…Çocuk ne kadar ufak tefek olursa o kadar çok sevesi geliyor insanın.Hele bir de göz altından masum masum, kaçamak, haylazca, aynı zamanda utangaç bir bakış attıysa sizden kurtuluşu yok demektir…
İşte Yasemin bu tarife tam uyuyordu..Ufak tefek, kısa sarı saçlı,göz altından hınzırca ama utangaç bakan bir kızdı ilk tanıdığımda.Tanıyalı bir yıl oldu; hala en ufak bir değişiklik yok görünüşünde.Saçlarını uzatmaz mesela…Çok sevse de yaklaşmaz yanınıza.Öpmek istediğinizde kaçar ama bir taraftan da kendini öptürecek bütün şirinlikleri yapar.İkinci sınıfta ve başarılı öğrencilerden.’Cin gibi’ dediklerinden.Erkeklerden daha iyi futbol oynar.Saçına toka takmaz.Anlayacağınız biraz erkeksi davranmak onu farklı kılıyor diğerlerinden.Okuduğu okulda yatılı kalıyor.Köyü çok uzak okuluna.Herkes hafta sonu izinlerinde köyüne giderken o ve onun köyünden olan üç kişi daha okulda kalır.Bu fazlasıyla üzer onu.Üzüldüğü; hatta kızdığı ailesinin ilgisizliğiydi belki de.Sadece dört kişi kaldıklarında yatakhanede o hafta sonu yüzünü çok az görürsünüz.Görseniz de konuşmaz sizinle.Küser kendince çevresine, ailesine,kaderine,kendine…Ama çabuk geçer küskünlüğü diğer çocukları görünce.Yine çok sevdiği futbolu doyasıya oynamaya,çok sevdiği türküleri söylemeye ve içten çocuksu kahkahalarını atmaya başlar.
“Boyalı “ deyince aklıma ilk gelecek olanlardan Yasemin.Hani geçen hafta sonu babası almaya gelmedi diye bir köşeye çekilen ve hıçkıra hıçkıra ağlayan Yasemin…Hani ilerde çok başarılı olacağına inandığım Yasemin….Hani bu küçük yaşında kendi doğruları olan ve kimseyi umursamadan kendi doğrularını yaşayan Yasemin…Hani uzun zamandır aradığım ama bulamadığım yiten çocukluğumu hatırlatan Yasemin….
İnsan öğretmen olunca aslında öğrenciliğinin yeni başladığını fark ediyor.Bir değil binlerce öğretmeniniz oluyor.Her biri birbirinden farklı,farklı yaş gruplarında,farklı cinsiyetlerde binlerce öğretmen.Çoğu insanın sahip olamadığı bir lüks bence.İsmi fark etmiyor.Bazen birinci sınıftaki Ayşe oluyor,bazen ana sınıfındaki Fatma, bazen de sekizinci sınıfa giden ve okulun delikanlılarından olan Bayram.Hele bir de yatılı okulda öğretmenseniz ve çocuklara anne baba olmaya çalışıyorsanız zamanla göreceksiniz çocukların size anne baba olduğunu.Hani nöbet tuttuğunuz gecelerde bir tıkırtı işittiğinizde korkudan alt kata inemediğinizde Kezban’ın bir baba cesaretiyle sizi alt kata indirmesi ya da fareleri öldürmeye çalışırken bir taraftan korkan bir taraftan da “Korkmayın öğretmenim, bunlar zararsız hayvanlar.” Diyen Haşim’in şefkatli sesleri sizi bir anda ağlatacak ve birlik olmak neymiş size öğretecek.
Daha altı yaşında olmasına rağmen sanki on altısındaymış gibi babasını eleştiren Fatma’yı dinlerken şaşıracak; “Babam bütün paramızı Araç’ta tek başına yedi.” Derken fakirliğin kader olamayacağını, öğretmen olup ailesine sahip çıkacağını bütün inancıyla ve samimiyetiyle dile getiren bu kıza gözyaşları içinde sarılacaksınız.”Öğretmenim vardı ya….” Şeklinde başlayan cümlelerini sürekli kullandığınız da aslında onunla bir bütün olduğunuzu öğrenecek ve “Ben onun yerinde olsaydım bu kadar güçlü olur muydum? Sorularına cevap arayacaksınız.
3.yılımı devirmek üzereyim Boyalı’da.Çoğu zaman sıkıntılı,yorucu,üzücü ve bunalımlı günler yaşadım.Az denebilecek sayıda güzel hatıralarım var.Ama en büyük ve sağlam dostlukları burada kurdum.Zor şartlarda yaşamanın nasıl olacağını burada öğrendim.Öğretmen olmaya çalışırken öğrencilerimin öğretmenlerim olduklarını fark ettim.Kendim ağlarken ağlayan bir çocuğun gözyaşlarını dindirmek için kahkaha atabileceğimi,ağlarken de gülebileceğimi; bir çocuğun bütün dünyam olabileceğini ve bir çocuk için bütün dünya olabileceğimi öğrendim.İşte bu yüzden öğretmen olduğum için hiç pişman değilim.Öğretirken öğreniyorum hayatı,yaşamayı,gülmeyi ve insan olmayı…
*Önceki bloğumda yayınlamış olduğum bir yazımdı.Tekrar paylaşmak istedim...