
"Bir anne deve ile yavru deve konuşuyorlarmış. Yavru deve sormuş:
- Anne bizim niye hörgücümüz var?
- Çölde susuzluğa dayanabilelim diye.
- Anne bizim toynaklarımız neden bu kadar büyük?
- Çölde ayaklarımız kuma batmasın diye.
- Anne bizim boynumuz neden bu kadar uzun?
- Çölde uzaktan gelebilecek tehlikeleri görebilelim diye.
- Peki anneciğim, o zaman bizim hayvanat bahçesinde işimiz ne?"
Her şey kişinin kendi değerini bilmesiyle başlar. Yetenekleriniz, hobileriniz, duygularınız, fikirleriniz, bakış açınız, derinliklerinizde yatan arzularınızdır sizi değerli kılan. Eğer kim olduğunuzun ve değerinizin farkında değilseniz başka insanların istekleri doğrultusunda yaşarsınız. Öyle insanlar vardır ki diğer insanlar kendilerine değer versinler diye hep onların beklentileri doğrultusunda hareket ederler. Yazık ki bu sadece bir yanılsamadır. Değer görmek için kendi kimliğini bir kenara bırakan ve başkalarının istediği kimliklere bürünen insanlar kendi benliklerini yitirdikleri gibi aradıkları saygıyı da bulamazlar.
Sizin değerinizi gösteren ne yaptığınızdan önce, kim olduğunuzdur. İnsanların sadece unvanlara saygı gösterdiği bir toplumda yaşadığımızı düşünebilirsiniz. Bir ölçüde de haklı sayılırsınız. Bir doktoru ele alalım. Bu doktor yeni girdiği bir ortamda, unvanlarından bahsettiği anda çevresindeki insanlardan saygı gösteren ve hayranlık duyan tepkiler alır. Ancak bu doktor gerçekten olduğu kişiden farklı biriymiş gibi davranıyorsa, insanlar bir süre sonra bunu hissedecekler ve ona saygı duymaktan vazgeçeceklerdir.
Yaptıklarınızla benliğinizi örtüştürebiliyorsanız, yaşamda ilerlediğiniz yol içinizdeki size aitse eğer, zihninizin, benliğinizin tüm gücü emrinize amade olacaktır. Kendinize geç olmadan sorun: "Unvanlarım mı benim önümde; yoksa ben mi onların önündeyim?" Sorun ki, bugüne kadar fırsatınız olmadıysa, bugünden sonra gerçek değerinizi bulma şansınız olsun.
(Alıntıdır.)
14 Haziran 2010 Pazartesi
İNSANI DEĞERLİ KILAN
TAVLA BENİ TAVLARSA...
Kaç yıldır öğrenmek istiyordum şu tavla oynamayı...Ağbim bu konuda oldukça iyidir ama benim görevim gereği bir türlü bir araya gelip de öğrenemedim.Kısmet bu seneymiş.Son bir aydır eşimle çılgınlar gibi tavla oynuyoruz.Bazen galip oluyorum,bazen mağlup.Ama önemli olan o zevki tatmak.Anlatılacak gibi bir zevk değil.Hele bir de yanında kahvemiz varsa...oooh yan gel, yanında yat dediklerinden.
Bir de bu ara başka bir bağımlılığım var ki onun adı da Yılmaz ÖZDİL.Birkaç haftadır takip ediyorum yazılarını.Özellikle öğretmen atamalarındaki yorumları çok çarpıcı.Derken geçen günkü yazısında tavladan bahetmiş.O yazıyı aktarıyorum:
"Rivayete göre... Hint imparatoru “satranç”ı icat ettirmiş; vezir, kale, fil, piyon filan, sınırsız süre, sınırsız hamle, rakibi mat etmeyi hedefleyen, muhteşem bir strateji oyunu... Sonra da, şu notu iliştirerek, Pers İmparatoru’na hediye etmiş, “Kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriyi görürse, o kazanır... Hayat budur!”
*
Rivayete göre... Pers İmparatoru, altta kalmamak için, “tavla”yı icat ettirmiş... 15 siyah 15 beyaz pulu, geceleri gündüzleri, karşılıklı 12 hanesi de, toplamda 24 saati simgeliyormuş, hepsi birden ayları ve yılı...
Ancak süresi sınırlı, hamle sayısı da sınırlı olduğu için, atraksiyon çeşitlensin diye “zar” ilave edilmiş...
Ve, şu notu iliştirerek,
Hint İmparatoru’na hediye etmiş: “Kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriyi görür ve kim daha şanslıysa, o kazanır... Hayat işte budur!”
*
Rivayete göre...
Sıra bizimkilere gelmiş.
*
“Yormayın bizi canım kardeşim” demişiz...
“Yazı mı, tura mı?”
Kısacası son günlerde tavla beni tavlar;Yılmaz ÖZDİL yazılarıyla hayatımı,beynimi,ruhumu sallar...
13 Haziran 2010 Pazar
MEYVE ÇEKİRDEKLERİNİN ÇÖPE ATILMASI
Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. Bu sene (2010) dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herh...angi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün.
Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır. Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir ! Bunu yapmayın ve yaptırmayın.
Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet...
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…
Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler...

