17 Nisan 2010 Cumartesi

PİKNİK SEPETİM



Güzelim hafta sonunda güzel bir mangal keyfi yapalım dedik.Çok da güzel oldu ama sanki dostlarla daha bir güzel oluyor gibi.
Çok karıştırmayı sevmiyoruz piknikte.O yüzden az çeşiti olan ama fazlasıyla doyurucu bir piknik oldu.Pikniğin vazgeçilmezi tavuk kanatlar tabii ki-bir gün önceden terbiyeleyince süper oluyor-patlıcan salatası,ayran,çay...Mis gibi doğa kokan,kuşların cıvıldadığı,papatyaların boy gösterdiği ve insanın "İyi ki geldin bahar!" dediği bir gündü.Çok şükür yaşatana.

9 Nisan 2010 Cuma

VE MARMARİS


Günler yoğun ve monoton bir şekilde akıp giderken;biz umarsızca zamanı yakalamaya çalışırken ve her defasında hüsrana uğrarken;yazılılar,performans görevleri,23 Nisan çalışmaları derken kendimizi kaybettiğimizi ilk eşim fark etmiş olmalı.Geçen gün egzersizden yorgun bir şekilde eve döndüğümde:"Hadi hazırlan,gidelim." dedi.Ben önce şaka yapıyor falan sandım ama baktım ki ciddi "Nereye?" dedim; O da "Marmaris'e" dedi.Nasıl yani falan derken öğretmen evini aradık,yer ayırttık ve cumartesi sabah erkenden yola koyulduk.Yollar sakin,hava güzel,eşim-canım,sevdiğim-yanımda değişiklik yapmanın ve yeni bir yer keşfetmenin heyecanı ile 2 saat süren güzel bir yolculuktan sonra o mis gibi hanımeli kokan,portakalların hâlâ ağaçları süslediği,küçük,şirin ve sakin Marmaris'e ulaştık.İçim kıpır kıpır.Evler iki üç katlı,herkesin bisiklet ve motorsiklet kulandığı ,cennetten bir köşe dedirten yerlerden biri.Hemen öğretmenevinin yolunu tuttuk.Eşyalarımızı yerleştirip kahvaltımızı yaptıktan sonra Marmaris gezimiz başladı.Yürüyerek sahile indik.Ordan Kale'yi,limanı,bedesteni dolaştık.Denizin,kokusunun ve mavisinin tadını çıkardık.Öğlene doğru çok sıcak olunca öğretmenevine geri döndük.Bir güzel uyuduktan sonra İçmeler beldesine yol aldık.Orası da gelişmiş bir kasaba.Fakat henüz sezon açılmadığından Marmaris gibi orasıda çok faal değil.Herkes sezona hazırlanıyor.Derken açlık kendini fena halde hissettirince tavsiye üzerine bir lokantaya gidiyoruz.Menüde tahinli pideyi,lokantanın duvarlarında Pamukkale'yi ve Denizli horozunu görünce lokanta sahibinin Denizlili olduğunu tahmin ediyoruz.Çıkmadan önce sorunca da haklı olduğumuzu anlıyoruz.Tevafuk olsa gerek öğrencimin babası çıkıyor.Gurbette hemşehrisini bulan biri gibi seviniyoruz.Marmaris'e dönerek gecesinin,sahilinin,ışıklarının tadını çıkarıyoruz."İyi ki gelmişiz!" diyoruz.Ara sıra yapmalı kararı aldıktan sonra huzurla evimizin yolunu tutuyoruz.İnsanın böyle eşi olduktan sonra...

25 Mart 2010 Perşembe

KURU DOLMA



Çok önceden eklemeyi düşündüğüm bir tarif aslında.Ama dünya telaşı dedikleri şeyden olsa gerek bugüne kadar yazılamadı.Çocukluğumun damak tatlarından biri.Bizim İç Anadolu'da pek bilinmez ve yapılmaz.Ama söz konusu Gaziantep ise ve onu yapan becerekli teyzemse işte o zaman her şey bambaşka olur.Her yaz memlekete gelirken bir tencere dolusu kuru dolmayı üşenmeden yapar ve getirirdi.Kalabalık eşliğinde yenen bu lezzetten,bu keyiften daha fazlası olamaz,derdim.Patlıcanlar,biberler ve kabaklar...Favorim ise patlıcandı-hâlâ da öyle-biber çok acı gelirdi;kabak ise yavan.Ama patlıcan tam kıvamında acısıyla,ekşisiyle,tadıyla...Acıya alışmam da ona sevgimden.Malum Antep'in acısı ile Aksaray'ın acısı bir olmuyor.Üniversite son sınıftayken de teyze kızından yemek kısmet olmuştu.O Urfa'da öğretmen;ben öğretmen olma yolunda adım adım ilerlerken."Ne yapayım,ne istersin?" diye sormuştu.Hiç tereddüt etmeden KURU DOLMAAA diye çığlıklar atmıştım.Sağolsun kırmayıp yola çıkacağımız gün yapmıştı.Yurttaki kızlara da götürme şansımız olmuştu sayesinde.Gaziantep'e kimin yolu düşse ilk ve tek isteğim kuru dolmalıklar olur.Bu sene annem gittiğinde alıp gönderdi sağolsun.Sonrasında yarı yıl tatilinde kız kardeşim Adana'dan gelirken getirmişti bir sürü.Hâlâ onları kullanıyorum ama çok az kaldı:(Burada da kurutuyorlar ama nasıl olduğu konusunda bir fikrim yok.Mecbur kalırsam alıp tecrübe edeceğim artık.En son pazar günü dostlarla tadına vardık bu nimetin.Nedense daha bir tatlı geldi.Artık muhabbetten midir yoksa Denizli'de yorgun düşüp akşamın ilerleyen saatlerinde aç bi aç halde yendiğinden midir bilinmez ama çocukluğumun kıpırtılı,sevinç dolu günlerine yaptığım en lezzetli yolculuklardan biriydi.Eeee bu kadar anlattıktan sonra nasıl yaptığımı daha doğrusu teyzemden nasıl öğrendiğimi anlatmasam ayıp olur.Hadi buyrun:

MALZEMELER
15′er adet kurutulmuş patlıcan ve biber dolması yıkanmış
1 su bardağı pirinç
4 baş kuru soğan, yemeklik doğranmış
8 diş sarımsak
yarım demet maydanoz, doğranmış
1 yemek kaşığı salça
1 yemek kaşığı kuru nane
1/2 yemek kaşığı pul biber
1 tatlı kaşığı karabiber
1 çay bardağından bir parmak az zeytinyağı
1,5 tatlı kaşığı tuz
Nar ekşisi
Sumak

YAPILIŞI
Derin bir tencerede haşlama suyu kaynatın. Önce biberleri atın, bir iki taşım kaynamasını bekleyip süzgeçle alın. Sonra patlıcanları atın. 5 dakika kaynatıp süzgeçle alın. Diğer tarafta bütün dolma iç malzemesini karıştırın. Sırayla patlıcan ve biberlerin içini yeterli miktarda doldurun (bir parmak boşluk kalacak şekilde). Ağızlarını birleştirip yan yana dizin. Bütün dolmalara aynı işlemi uyguladıktan sonra üzerine nar ekşili su dökün. Dolmaların üzerini bir tabakla kapatıp pirinçler pişene kadar pişirin. Sıcak veya ılık olarak servis yapın. 

*Dolmaların üzerine su dökmeden önce sumak da serpebilirsiniz.
*Soğan ve sarımsağı ne kadar bol olursa o kadar lezzetli olur.

Afiyet olsun:)

© Blogger - Template by Blogger Sablonlari - Header image by Deviantart