22 Mart 2012 Perşembe

EVET NİHAYET YAZIYORUM...



Ne kadar zamandır yazmadığımı hesaplamak bile istemiyorum.Aslında bu kadar vefasız değilimdir.Fakat bir süre yazmadan,sessiz sedasız sadece izlemek istedim.Kim neler yapıyor,nerelerdeler,hangi hüzünleri,mutlulukları yaşıyorlar köşemden takip ettim düzenli olarak.İş yazmaya gelince anlatacak o kadar çok şey olmasına rağmen nedense elim bir türlü klavyeye gitmedi.
Bugün ise başıma taş mı düştü bilmiyorum yazmak istedim.1haftadır raporluyum.Evde olmanın tadını çıkarırken yazmanın beni rahatlatacağını hissederek satırları sıralamaya başladım.Çok şükür güzellikler,umutlar,tebessümler hayatımızda.Allah nasip ederse iki kişilik ailemiz yakında üç kişi olacak.Bunun keyfini,tadını,güzelliğini,mükemmeliğini doya doya yaşamaya çalışıyoruz.Böyle bir mucizeyi yaşıyor olmak,bunu Rabb'in nasip etmesi,yeni bir canlının oluşumuna sebep olarak senin seçilmen,aynı anda sevinç,hüzün,korku,heyecan,umut,umutsuzluk,telaş,panik,sakinlik...kısacası karman çorman bir sürü duyguyu yaşamak insanı inanılmaz derecede farklı hissettiriyor.Dünyanın en mükemmel duygularından biri.Kıpır kıpır eden,tekmeleriyle varlığından seni haberdar eden,her söylediğini dinleyip tepki veren,nasıl olacağına dair bir sürü hayaller kurduran,zaman zaman bu kadar büyük sorumluluğun üstesinden nasıl geleceğimizi kara kara düşündüren yine de binlerce kez şükrün sebebi içimdeki minik meleğim.Geçen hafta biraz acele etti dünyaya gelmek için.O yüzden raporluyum.Evde dinleniyorum.Onun için hazırlıklar yapıyor,vaktinde sağlıkla kucağımıza alalım diye dua ediyoruz.Mümkün oldukça sık sık ses vermeye,bebişimden bahsetmeye çalışacağım.
Keyifli ve sağlıklı günler olsun inşallah...

13 Eylül 2011 Salı

KIYAMAMAK


Ev taşıma telaşım bitince hemen geçtim bilgisayarın başına.Blogları düzenli olarak okumaya çalıştım ama yazmak pek mümkün olmadı.Hazır fırsat bulmuşken karalayım bir şeyler istedim.Ev çok şükür istediğim gibi oldu.Her şey yerli yerinde,geniş,ferah,huzur dolu...Evimden çıkasım gelmiyor:)

Eşyaları yerleştirirken işe yaramayan ne kadar şey varsa hepsini ayırdım ve bir şekilde evden uzaklaştırdım.Kıyafetler,biblolar,kalemler,dergiler...Ne kadar ıvır zıvır varmış,at at bitiremedim.Kitaplığımı düzenlemeye sıra gelince iş değişti.Hiçbirini ne gözden ne de elden çıkarabildim.Hepsini özenle yerlerine koydum.Hele bir de kitaplığın iç bölgesindeki günlüklere elim değince içim bir garip oldu.Kapaklarını okşadım(tıpkı filmlerdeki gibi),yazdıklarımı kâh gülerek kâh ağlayarak kâh yüreğim burkularak okudum.Birkaç kez yırtıp çöpe atmaya yeltendim ama başaramadım,kıyamadım.Eski günlerime,iyi-kötü hatıralarıma,hatalarıma,günahlarıma,sevaplarıma,kızgınlıklarıma,kırgınlıklarıma,sevinçlerime,çocukluklarıma....kıyamadım işte.İyi de yaptım sanırım.Halbuki ne kadar kararlıydım günlüklerimle beraber geçmişimdeki her şeyimi silip,parçalayıp yok etmeye;yeni bir başlangıç yapmaya....Olmadı işte,beceremedim,kıyamadım.Mutluyum hayatımda kıyamadıklarım olduğuna;hayatımdan çıkaramayacak kadar değerli olan anılarım olduğuna.

Hayat ve zaman bize kıyarken kıyamamak lazım bazı şeylere...Sevgiyle:)

4 Eylül 2011 Pazar

BÜYÜK GÜN


Evet sevgili blogerlar nihayet büyük gün geldi.Ta ne zaman yazmış olduğum şu yazımda taşınacağımı söylemiştim.O gün bu gündür evdeki kiracının çıkmasını bekliyoruz.Yani yaklaşık iki aydır.Ve kendisi bugün itibari ile evden çıkıyor.O çıkar çıkmaz biz de hemen peşinden gireceğiz daireye.İki aydan sonra bir gün daha bekleyebilirdin diyebilirsiniz ama benim şu an oturduğum yere de il dışından bir başka öğretmen geleceği için mecburen aynı gün çıkmak zorundayım.Evi temizletmek yarına kaldı artık.Ne yapalım artık taşındıktan sonra hepsi olur inşallah.Eee o büyük gün gelince benim gibi pimpirikli birinin uyuması mümkün mü?İki saatten beri gözlerim cin gibi:)
Hadi bakalım kolay gelsin bize...
Sevgiyle...

3 Eylül 2011 Cumartesi

ÖZLEDİKLERİM


Zaman yine hızla akıp gitti.Tatil ne çabuk bitti hiç anlamadım.Ramazan,bayram,sıcaklar,taşınma telaşı su gibi akıp geçti.Geride kâh gözyaşları,kâh gülüşler,umutlar,dilekler,iyi günler,kötü hatıralar kaldı.Sanırım her zaman da böyle olacak.Geriye dönüp baktığımızda hepsini iç içe bulacağız.Yine de güzellikleri hep en önce hatırlamaya gayret edeceğim.
Pazartesi itibariyle maratona başlayacağız.Seviniyorum bir taraftan.Çünkü özledim okulumu,arkadaşlarımı,öğrencilerimi,sınıfımın kokusunu,sabah kahvaltılarını,küçük çaplı dedikoduları,soru çözmeyi,yeni şeyler öğrenmeyi-öğretmeyi....Şükür ki seviyorum işimi.Yoksa çekilir miydi şimdi bunca güzel gelen şey?
Evimi de özlemişim-kendi düzenimi.Kitaplığımı,kitaplarımı,dolabımı,kıyafetlerimi,kahve fincanlarımı,halılarımı,perdelerimi kısacası bana ait ne varsa...Huzur kelimesinin şu günlerdeki tam karşılığı EVİM.Var mı insanın evi gibisi?
Şimdi çılgın gibi kitap okuma,kahve içme,film seyretme,arkadaşlarla biraraya gelme ve kendinle başbaşa kalma vaktidir.Özledim gönlümü hoş eden,beni ben yapan her şeyimi.Şükür geldim kavuştum hepsine.
Kardeşime olan özlemim ise dinecek gibi değil.Bi gelse yanıma,bi sarılıp uyusak,kavga etsek,gülsek,bağırsak,sakız çiğnesek,arabada son ses müzik dinlesek,birbirimizin kıyafetlerini giysek...İnşallah en yakın zamanda yanımda olur...
Özlediğiniz her şeyin yanıbaşınızda olabilmesi dileğiyle...Gönlünüzce bir hafta sonu olsun:)





29 Ağustos 2011 Pazartesi

SİZCE NE YAPMALI?


Son günlerde zihnim sürekli bununla meşgul:bir eser bırakmak.Bugünü yarına taşımak;öldükten sonra anılmak;kemiklerin çürüdüğünde dahi adının dünyada ebedî kalmasını ummak...Tüm bunlar,bu düşünceler şu an için benim tek derdim.Nasıl olur,ne yapabilirim,ne zaman yapmalıyım,nereden başlamalıyım...Bir kitap mı yazmalı,anı ölümsüzleştiren fotoğraf karelerine mi sığınmalı,ruhunu yansıtan renk cümbüşünü tuvale aktarıp "işte bu!!!" diye çıglık mı atmalı???Yoksa hiç alakam olmasa da sinema sektörüne mi girmeliyim?Gerçekten iyi yetişmiş bir çocuk bırakabileceğimiz en iyi eser olabilir mi?Ya da yıllar yıllar sonra öğrencilerinin dilinde bir dua olabilmek,iyi anılmak tanıdığın tanımadığın kişilerce bizi ölümsüz kılar mı?
Bir Mehmet Akif olmak,bir Fatih Sultan gibi başarıyla anılmak,pişmanlığını 3. Ahmet gibi mısralarda canlı tutmak,yaptığın yemeklerin tadının damaklarda sonsuz tat bırakmasına çalışmak.....çok mu zor?
Çıkmazdayım.Ne yapmalı da ölümsüz olmalı?
Ne dersiniz???

14 Ağustos 2011 Pazar

HAYAT İŞTE!!!



Yıllar önce dostum hatıra defterime şöyle yazmıştı:"Hiçbir zaman her şey güzel olmuyor;güzel ile çirkin,doğru ile yanlış;sevinç ile gözyaşı hep iç içe.Tam bir mutluluk olmuyor.HAYAT İŞTE..."Bu cümle yıllar sonra beynimi ve yüreğimi kemiriken ne kadar doğru olduğunun farkına varıyorum.Tam her şey yolunda derken pat bir aksilik çıkıveriyor ya da  hayatta en doğru şeyi yaptığınızı düşünürken bir bakmışınız yanlışların içinde boğuluyorsunuz.Ya da sevinçten aktığını düşündüğünüz göz yaşlarınızı büyük bir keder kuşatıyor ve siz sevinçten mi hüzünden mi ağladığınızı bilemiyorsunuz.Bilmiyorum var mı böyle düşüneniniz ama bu sene yaşadığım çoğu şey bunun böyle olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Mesela bir kadın olarak istediğiniz bir dönemde tam da kendinizi hazırlamışken ve her şey yolunda giderken yapmış olduğunuz gebelik testi ile yaptırdığınız kan testinin pozitif olduğunu görmek;doktorun "hamilesiniz" müjdesine sevinç gözyaşlarınızla eşlik etmek dünyada yaşayabileceğiniz en mutlu ve en nadir anlardan biridir.Bu mutlulukla sarhoş ve mest olmuşken;ayakların yere basmazken;bir sonraki randevuda bebeğinin kalp seslerini duyma ümidiyle yaşarken küçücük bir kan damlası hepsini mahvedebiliyor.Sonrasında telaş,panik,telefonlar,gözyaşları,araştırmalar....hepsi nafile.Kabullenmesi zor olsa da bebeğini kaybetmeye başladığını anlıyorsun.Kullanılan ilaçlar ne kadar ağır olup seni mahvetse de bir işe yaramıyor.İki güne bir gidilen doktor randevusu,yapılan testler hep boşa çıkıyor.Ama yine de susuyorsun.Çünkü HAYAT İŞTE!!!Sen planlar yaparken o kendi seyrinde devam ediyor.Sana sormuyor,seni takmıyor,bildiği gibi akıp gidiyor.Ve bir kez daha anlıyorsun ki "hayat plan yapmaya gelmiyor...."

15 Temmuz 2011 Cuma

YETERRR ARTIKKKK!!!



Daha kaç can daha feda olacak?Bunlara daha ne kadar göz yumulacak?Çok sıkıldım ve yoruldum artık.Gelişsin diye,daha iyi olsun diye çalıştığımız çabaladığımız vatanımız ne zaman hak ettiği seviyeye gelecek? Bütün bu olanlara kim,ne zaman son verecek???

14 Temmuz 2011 Perşembe

15 YIL SONRA



Hayalini kurduğum,çok istediğim Öğretmen Lisesi'ni kazandığım yıl okula başlayacağım günün gecesinde sevinçten,heyecandan,gururumdan uyku girmemişti gözüme.Sabah kahvaltı yapmak da mümkün olmamıştı aynı nedenlerden dolayı:)Binbir hevesle hazırlanmış,okul formamın içinde kendimi o kadar özgür hissetmiştim ki...Servise binmek,sırt çantası yerine klasör taşımak,jileyi çıkarıp etek-gömlek giymek acaip havalıydı.Büyümüştüm işte hem de bir günde.Şimdiden öğretmen havası gelip oturmuştu bünyeme.Okulun bahçesinden girerken kendin gibi yüzlerce sima-yürek- görmek daha da bir umutlandırmıştı.Tanışmalar,memnun olmalar,kısa sohbetler derken zil çaldı.Bir güzel sıraya geçtik.Tabi uzun boylu olduğum için kızların en son,erkeklerin ön sırasında durmam boynumun borcuydu.Saygı duruşu,İstiklal Marşı derken sıra okul müdürünün konuşmasına geldi.Ama ne konuşma ben diyeyim 1 saat siz deyin 2 saat.Bir taraftan uykusuzluk, bir taraftan açlık,bir taraftan tepemdeki güneş artık bayılmamı kaçınılmaz kılmıştı.Arka sıramdaki erkek arkadaşlar da sağolsunlar panikten ve korkudan beni tutmayı akıl edememişler.(Şöyle ki ben arkama dönüp yüz üstü düşmüşüm:s)Gözlerimi açtığımda bayan müdür yardımcısının kucağında öğretmenler odasına taşındığımı gördüm.Su verdiler,kolonya ikram ettiler.Uzanmamı söylediler.Biraz dinlendikten sonra elimi yüzümü yıkamaya lavaboya gittim.Ve acı gerçelkle orda karşılaştım:Dişim kırılmıştı ve dudağımı keserek yüzümün kan içinde kalmasına sebep olmuştu.Neyse beni apar topar eve götürdüler,annem şoklarda.Babam geldi;dişçiye gittik.Dişimi yaptırdık,dahiliyeciye gittik muayene oldum derken heyecanın bana pek iyi gelmediğini öğrenmiş oldum.Şimdi aradan 15 sene geçti ama o olayın etkisi benden hâlâ geçmemiş.1-2 ay önce kırılan dişimin yanındaki diş sararmaya ve lekelenmey başladı.Hastanedeki diş doktoruna gittim ama önemli olmadığın söyledi.Ama zaman geçtikçe daha fazla sararmaya ve lekelenmeye başladı.Ben de Antalya'ya gittiğimde ordaki diş doktoruma gittim.Ve işin oldukça ciddi olduğunu, bir çarpma ya da darbe sonucu böyle olduğunu söyledi ve annda tedaviye başladı.Kanal tedavisi, dedi.Ön çalışmayı yaptı ama vaktimiz az olduğu içim tedaviyi 15 gün sonraya erteledik.Ama evi taşıma işi olunca Antalya'ya o sürede gitmek hayal oldu.Doktorum Denizli'deki bir arkadaşını tavsiye etti.Ona gittik.Bir hafta aralıklarla tedavi devam etti.Bu hafta başında da işler bitti.Çok da güzel oldu.Hem çok temiz,hem eli çok hafif,hem de çok efendi biriydi doktorum.Bundan sonra yeni dişçim o oldu.Eğer Denizli'de yaşıyorsanız ve iyi bir diş hekimi arıyorsanız Saltak Caddesi'ndeki Kaşıkçı İş Merkezi'nde muayenehanesi olan UĞUR KÖSEKLİ'yi şiddetle tavsiye ederim.
Sağlıklı ve ışıl ışıl parlayan dişlerle keyifli günler geçirmeniz dileğiyle...   

12 Temmuz 2011 Salı

huzur...


Gün batmış,güneş elini eteğini toplamış,kimsesiz sokak köpekleri çığlıklarıyla gecenin sessizliğini bölmüş vaziyetteyken balkonda oturmak,peynir karpuz yemek,sevdiğinle sohbet etmek-geleceğe dair hayaller kurmak-,yüreğini okşayan bir müzikle gülümsemekten daha büyük bir huzur var mıdır?Hamd olsun Rabbim sana...

10 Temmuz 2011 Pazar

TAŞINMA TELAŞI


İki yılın sonunda nihayet gönlüme göre bir ev bulabildim.Daha doğrusu bu evi şubat ayında bulmuştum ama insanlar taa temelinden kiraya tutmuşlardı bile.Ben de boynum bükük geri dönmüştüm.İlerleyen günlerde ilçede balmadığım,aramadığım kiralık daire kalmamıştı.Çoğu ya eskiydi ya da okula çok uzak.Derken yeni yapılan bir bina keşfettim;araştırdım soruşturdum,ev sahibini öğrendim.(Bu arada insanlarla yüz göz olmayı sevmeyen ve istemeyen eşim krizler geçiridi:))Gittim konuştum ama evin işleri daha bitmediği için kiraya vermek istemediklerini söyledi.Ben yine Küçük Emrah modunda boyumun ölçüsünü alarak döndüm.Tabi eşimin söylediği laflar da yanıma kâr kaldı.Okulda bunları arkadaşlara anlatırken müdürümüz "ev sahibi bizim eski komşudur,ben bi konuşayım." deyince günler geçmek bilmedi.Birkaç gün sonra müdür bey iyi haberi verdi:"Ev sizindir hocam!"Beni tutabilene aşk olsun.Bir mutluyum,bir mutluyum ağzım kulaklarımda.Nasıl döşeyeceğimi,mutfağının güzelliğini,balkonlarının muhteşemliğini anlata anlata bitiremiyorum.Bu arada binbir hevesle aldığım ama şimdiki oturduğum evin küçük olması sebebiyle kutusundan bile çıkaramadığım yemek odasını ve yatak odasını kurmanın sevinciyle yaklaşık iki ay ayaklarım yere basmadan gezdim.Ama gel gelelim benim müthiş şansım(!) sayesinde iki ay sonra ev sahibi öyle bir kira miktarı istedi ki ve bunu o kadar kaba bir şekilde ifade etti ki evi tutmaktan vazgeçtik:(Şimdi diyeceksiniz ki ilk başta soracağınız şeyi-kirayı-niye sona bıraktınız diye.Efendim biz en başta sorduk ama buranın cins ev sahipleri fiat belirtmediler."Konuşuruz hocam,hallederiz hocam,para önemli değil hocam...."En sonunda yerim sizin "hoca"nızı diyerek oradan da uzaklaştık.Bütün bunlara rağmen ev arama sevdamdan vazgeçtim mi:Hayır.Eşimle kâh didişerek,kâh dövüşerek,kâh küsüşerek zorlu bir süreç geçirdik.Sanırım merak ediyorsunuz ev değiştirmekte neden bu kadar ısrarcı olduğumu.Şöyle söyleyeyim yukarıda da bahsettiğim gibi bir kere çok küçük-2 oda 1 salon-ama eşyalarımın çoğunu açamadım.Sonra zemin kat.Dışarıda ne kadar toz toprak varsa evimde.Toz almaktan ve balkon yıkamaktan bezdim artık.Mahallenin çocukları- yaklaşık 10 kadar-her çocuk gibi gürültülü olmayı seviyor.Özellikle yaz aylarında balkon kapısı ve pencereler açık olunca cinnet geçirmemek elde değil :sVe belki de en önemli sebep bu sene aşırı rutubet alması.Malum bol yağışlı bir yıl oldu bu sene ve evde nasibini aldı.Rutubet kokusundan ve sürekli geitrdiği hastalıklardan bezince ev taşımak elzem oldu.Neyse çok dağıtmadan konuyu ilçedeki herkes deli danalar gibi ev aradığımı biliyordu.Seminer döneminin son günü arkadaşların verdiği güzel bir haberle geçen şubatta göz koyduğum eve taşınabileceğim.Bir öğretmen arkadaşın tayini çıktı.Onun yerine geçeceğiz.Ev sahibinin zaten sözü vardı:evden çıkan birisi olursa bize haber verecekti.Hoş haberi ben verdim kendisine ama olsun sonuçta hayalime ulaştım.Şimdi harıl harıl ev topluyorum.Bir an önce taşınıp evin keyfini sürmek istiyorum.Bu arada bütün kış "yaz gelse de gezsek " hayallerini bu taşınma sebebiyle ertelenmiş bulunuyoruz.Olsun ben yine de çok mutluyum.

Güzel ve keyifli bir pazar diliyorum hepinize...

9 Temmuz 2011 Cumartesi

YAKAR GİDERİM

Şükür yaz geldi de kıpır kıpır şarkılar yüreğimizi şenlendirdi.Yoksa aynı şarkıları dinlemekten hem kulağım hem de yüreğim isyan edecekti.İşte son zamanlarda dinlemekten keyif aldığım şarkılardan.


Çok güzel olmuş ikilinin çalışması.Çok sevdim.Haydi bayanlar kopma vaktidir...
Sevgiyle...

10 Haziran 2011 Cuma

RUH İÇİN...

Ruhumu besleyen,dinlendiren ve kendimi iyi hissetmemi sağlayan ender ezgilerden...Ruhunuz için kısa bir zaman aralığı ayırmaya ne dersiniz?

9 Haziran 2011 Perşembe

ÇOK BEĞENDİM:)

Çok sevimli ve içten olmuş.Seviyorum üretken ve keyifli öğretmenleri...


8 Haziran 2011 Çarşamba

BU ARALAR BEN


Fazlasıyla vefasızlık ettiğim sayfama döndüm tekrardan.Nedendir bilmem içimden yazmak gelmedi uzun zaman.Ama bugün ne kadar çok özlediğimi fark ettim.Baharı görmeden yazı yaşamaya başladık.Bir taraftan sıcaklar,bir taraftan hastalık(nezle) bir taraftan tayinler.bir taraftan ev taşıma telaşı(!) bir taraftan yeni yerler görme merakı ve hala olmanın sevinci,şaşkınlığı iç içe geçti son zamanlarda.

Evet şükür ki tayinimi yaptılar.Daha doğrusu kadro ile var olan sıkıntımı-zı çözebildiler.Hemen evimin yanındaki okula kadromu aldılar.Sonra kocacım da il içi tayinlerde kadromun alındığı okulu tercih etti ve onun da tayini oldu.Yani aynı okuldayız yine.Çok şükür.Derken ev bulmuştuk taşınacaktık.Geniş ,ferah,balkonlu...sağolsun ev sahibi sürpriz yapıp fiyatı bulunduğumuz yere göre oldukça uçuk bir rakam belirleyince vazgeçtik:(Bir sinir oldum,bir sinir oldum ki sormayın.Neyse hafta sonu sıkılınca Dalyan'a kaçamak yaptık.Süper bir hafta sonu oldu.Çok sevimli,çok şirin ve yapılacak çok şeyin olduğu bir ilçe Dalyan.Akşam üzeri gittiğimiz için(sbs de görevliydim çünkü) ilk olarak İztuzu Plajı'na gittik.Kendimizi sıcak kumların ve denizin kollarına bıraktık.Allah'ım ne çok özlemişim.Kaç yıldır mahrum kalmıştım bu güzel nimetten?(Kapalı olunca ister istemez uzak kalınıyor.Ama bu sefer kimseyi takmadan giydim haşemamı attım kendimi denize.Helal dairesinde güzellikleri yaşamak huzur veriyor.) İki saat kadar tadını çıkardıktan sonra yaralı olan caretta carettaları görmeye gittik.Bilinçsiz balık zevki hayvanlara ne kadar eziyet veriyormuş onu gördük.Üzülerek ayrıldık.Sonra ilçe merkezini gezdik.Kalacak bir yer aradık.Daha çok apart oteller vardı.Biz pansiyonda kalmayı uygun gördük.Emekli öğretmen olan bir ailenin pansiyonunu tercih ettik.Çok da memnun kaldık.Temiz,ferah,sakin bir ortam ve güzel bir kahvaltı  için oldukça cüzi bir miktar ödedik.Gezdik ,tozduk,yat turuna katıldık.Yeni kişiler tanıdık,eski yerleri(kaunos) keşfettik,çamur banyosu yaptık derken yaza güzel bir merhaba dedik.Ama doyamadık.Tadı damağımızda kaldı.Bir daha gitmeye söz verdik kendimize.Bu kadar güzellikten ve yorgunluktan sonra benim olmazsa olmazım hastalık kapımı çalmayı ihmal etmedi tabi:(3 gündür ateş,burun akıntısı,baş ağrısı felaket seviyede.Geçecek inşallah.
Yoğun bir okul dönemi daha bitiyor.Öğrencilerimden,arkadaşlarımdan özellikle böyle bir idareden ayrılacağım için üzgünüm ama umut ediyorum ki yeni okulumda da her şey çok güzel olacak.
Bu arada mayıs ayında ikiz yeğenlerim oldu.Biri kız biri erkek.Tarif edilemez bir duygu.ALLAH jerkese nasip etsin inş.
Ordan burdan karma karışık yazdım ama hiç yazmamaktan daha iyidir herhalde.
Mutlulukların hepimizi bulması dileklerimle...

2 Mayıs 2011 Pazartesi

NEREDEYİM?


Uzun zamandır yazamadım bloguma.Çok ihmal ettim farkındayım.Arayan soranlara teşekkür ediyorum.Her şey yolunda şükür sadece çok yoğun bir dönem yaşıyorum.Yetişemiyorum çoğu şeye.Takip ettiklerimi bırakmadım.Her bir satırını okudum ama yorum yazacak ve sayfama yeni bir kayıt ekleyecek kadar vaktim olmadı."Nerelerdeyim?" diye ben de çok sordum ama artık cevabım net "Geldim artık  buradayım!!!"Peki bu kadar zamandır neler yaptım?İlk postumda bahsedeceğim hepsinden.Ses vermek istedim.Şükür yaşıyorum:))

2 Nisan 2011 Cumartesi

YORGUN,BEZGİN VE YORGUNUM...


Bitsin istiyorum tüm işler,yazılılar,ödevler,kurslar,dersler,formaliteler,...ve gelsin artık bir türlü gelmek bilmeyen bahar...Açsın çiçekler,kuşlar ötsün,şarkılar çalınsın dört bir yanda,çocuklar koşsun çılgınca,uçurtmalar salınsın masmavi gökyüzünde,ben ayakkabılarımı çıkartıp atayım bir köşeye,kırlarda-çayırlarda-sahillerde koşayım,koşayım,koşayım yorulunca kendimi atayım bulduğum ilk yere...Sonra elinden tutayım sevdiğimin,gözlerine bakayım,sessizce fısıldayım kulaklarına:
                  "..Desem ki sen benim için
                   Hava kadar lazım,
                   Ekmek kadar mübarek,
                   Su gibi aziz bir şeysin.
                   Nimettensin,nimettensin..."
Sonra mutluluktan ağlayayım,o kadar çok ağlayayım ki uyuyup kalayım öylece.Sonra gözyaşlarımla temizlenen ruhumla,bedenimle,duygularımla kaldığım yerden devam edeyim yaşamaya.Elimde balonlar,elma şekerleri,pamuk şekerler;dilimde beceremediğim bir ıslık,sallanayım salıncakta,kaydıraktan kayayım,tahteravalli de sevgilimin gökyüzüne yükselişini göreyim.Sonra bunlariçin şükredeyim,şükredeyim,şükredeyim...
Gel artık bahar...Gel ve al bütün yorgunluğumu,kırgınlığımı,sıkılmışlığımı...Gel de güldür yüzümü...

31 Mart 2011 Perşembe

BABASIZ EZGİ :(



Bazen olmadık densizlikler yaparız.Çoğunluğunun sebebi de cahilliğimizdir.Ağzımızdan çıkan kelimelerin bir başkasının kalbini sızlatacağını,gözlerinde yaşlara sebep olacağını bilemeyiz.Fark ettiğimizde ise iş işten geçmiş olur ne yazık ki.Bugün o densizliği yapan kişi bendim.Hâlâ kızıyorum kendime.Bu sabah dersim görevlendirildiğim okuldaydı.Yedinci sınıflarla dersimiz vardı.Güzel güzel kitaplarımızı okuduk,söyleştik,güldük,eğlendik,önceki gün yapılan kitap okuma yarışması hakkında biraz tartıştık.Yani tam anlamıyla güzel bir dersti.İşlediğimiz metinde yazar babasını tanıtıyordu.Nasıl bir kişiliğe sahip olduğundan,nereden nerelere geldiğinden,çocuklarını eğitmek için yaptıklarından...keyifli bir metindi.Ben de metni içselleştirelim,havada kalmasın diye öğrencilerime babalarını tanıtan kısa bir paragraf yazmalarını söyledim.5 dakika da süre verdim.Herkes halinden memnun,bir gayret başladılar yazmaya.Arada 2-3 dakika geçtikten sonra bir öğrencim geldi ve:
-Öğretmenim ben kimi yazacağım,dedi.

-Babanı evladım,dedim.

Sonra tekrar:

-Öğretmenim ben kimi yazacağım,dedi.

Ben biraz da kızarak:

-Ezgi'ciğim babanı yazacaksın,nasıl biri olduğunu,neler yaptığını,falan diye sıralarken Ezgi:

-Öğretmenim benim babam yok ki,dedi.

Önce anlamadım ya da anlamak istemedim.Nasıl yani,dedim.

-Benim babam öldü öğretmenim,dedi.

-Hiç tanımadın mı?Sen kaç yaşındayken öldü,diye sordum.

-Ben bir buçuk aylıkken ölmüş.Hiç görmedim babamı,dedi.İşte o anda anladım ne kadar büyük bir gaf yaptığımı.Öğrencimin yüreğini ne denli sızlattığımı.Gözlerindeki yaşı silerken teselli etmeye çalıştım ne kadar daha teselli edilirse artık.İşte güçlü olan ve Allah'ın sevdiği kişilerin zorluklarla erken tanıştığını,bunun üstesinden gelebilecek kadar güçlü olduklarını vesaire,vesaire geveledim.Ama iş işten geçmişti.Ne desem,ne yapsam kâr etmedi.İçimde bir sıkıntı,yüreğimde bir ağırlık,gözlerimde akıtamadığım bir yığın yaş ve "keşke"lerle dolu bir yığın cümle."Keşke daha önceden öğrencilerimin aile yapısını öğrenseydim,keşke derste Ezgi'yi boynu bükük bırakmasaydım,keşke yetimliğini bir kez daha yaşatmasaydım........."OFFFF,OFFFF bu gece geçmez artık.Ne yapmalı da telafi etmeli.Sahi var mı bunun telafisi???

Üzgünüm Ezgi gerçekten.Özür dilerim:(

28 Mart 2011 Pazartesi

YAŞASIN!!!


Bugün aldığım güzel bir haber sonucu ayaklarım yere basmıyor.Çok mutluyum,çooooookkkkk.Evrene gönderdiğim onca mesaj işe yaradı ve yerini buldu nihayet.Tamam istediğim her şey daha gerçeklememiş olabilir ama belki de en çok istediğim gerçekleşmiş durumda.Diğerleri de zamanla olacak inanıyorum:)Şimdi merak ettiniz değil mi bu kadar koşuşturmaca,telaş ve yorgunluk arasında acaba hangi dileğim gerçekleşti ve beni bu kadar mutlu etti.Bir balık kadınının en düşkün olduğu,en değer verdiği şey ne olabilir ki?Tabi ki ailesi ve dostları.Gerçekleşen dileğim ise dostumla ilgili.Canım dostum,sırdaşım,çılgınım,enerji depom,gencecik anne,say say bitmez iyi özelliğe sahip olan bu güzel insan benden çok uzakta ikamet ederken şimdi yamacıma geliyor.Eşinin tayini çok çok yakın bir yere çıktı.Yaz döneminde taşınacaklar.Nasıl mutluyum,nasıl mutluyum bir bilseniz.Yüreğim pır pır,içim içme sığmıyor....Bundan sonra her hafta sonu onlar bizde biz onlar da inşallah.Her hafta olmasa da her ay inşallah:)
Teşekkür ederim Rabbim.Seni seviyorum,dostlarımı seviyorum,dostlarımla yaşamayı seviyorum.Tez zamanda dilekleriniz gerçekleşsin inşallah....

22 Mart 2011 Salı

KAPARİLİ FETTUCİNİ


Pratik ve leziz bir makarna tarifi istiyorsanız tam sizlik bir paylaşım olacak bu:)Kapari özellikle içerdiği fosfor bakımından çok faydalı besinlerin başında.Gebereotu olarak da biliniyor.Ben kendisini turşu olarak tanıdım.Yemeklerin yanına yakışıyor.Ama ben makarnadaki sos halini çok sevdim.Oldukça kolay hazırlaması:
Efendim öncelikle makarnanızı(ben fettucini tercih ettim.siz istediğiniz makarna türünü kullanabilirsiniz.)haşlıyorsunuz.Soğuk suya tuttuktan sonra süzülmesini bekliyorsunuz.Bu arada tavaya çok az sıvı yağ ve tereyağını koyuyorsunuz.Eridikten sonra 4-5 diş sarımsağı ince ince doğrayıp hafif kavuruyorsunuz.Üzerine kabuğu soyulup küp küp doğradığınız domatesleri ekliyor ve 2 yemek kaşığı kadar kapari turşusundan koyuyorsunuz.Ben az da kapari turşusunun suyundan da eklerdim.Tuz ilave edip karıştırıyoruz.Makarnaları ekleyip şöyle bir karıştırıyorsunuz.Sonra tabaklara koyup üzerine kaşar peynir rendeleyip afiyetle yiyorsunuz.Artık kaç tabak yiyeceğiniz sizin kapasitenize kalmış.Ben 2 tabağı rahat yedim:)Kalsaydı daha da yerdim...
Afiyet bal şeker olsun...

20 Mart 2011 Pazar

PAZAR DUASI


Yaşadığımız ilçede cumartesi günleri halk pazarı kuruluyor.Çevre köylerden, ilçelerden gelen binbir çeşit seze,meyve ve insanlarla rengarenk oluyor ilçemiz.Daha önceki görev yaptığımız köyde pazar üç-dört manavdan ibaret olunca buraya gelip de bu çeşitliliği görünce tabiri caizse mal bulmuşa döndük.Özellikle köylülerin getirdiği ürünler baş tacımız.Taze taze,dalından kopup gelmiş ürünlerin kokusu bile sizden sizi almaya yetiyor.Fiyatları da uygun sayılır.Antalya'ya göre biraz pahalı kaçıyor ama yine de memnunuz halimizden.
Buradaki  pazarın bir güzelliği daha var ki değinmeden geçemeyeyeceğim:"Pazar Duası"...Pazar sabah erken saatlerde kuruluyor dolayısıyla sabah erken vakitte hareketlilik de başlamış oluyor.Saat 09.00 gibi alışverişin en yoğun olduğu vakitte belediyeden bir anons duyuluyor:"Sayın ilçe sakinleri pazar duamız başlamaktadır."Anonsu duya n herkes-alıcı,satıcı,çocuk...-her şeyi bırakıyor ve ellerini açarak anons edilen duaya eşlik ediyor.Aynı anda yüzlerce kişi aynı dileklere 'amin' diyor,telaşa son veriyor,ve bereketli bir alışveriş için dikkat edeceklerini hatırlıyor.Dua bitiminde okunan Fatiha ile telaş,koşuşturmaca,hareketlilik kaldığı yerden devam ediyor.İlk geldiğimizde çok şaşırmıştım,ne olduğuna anlam verememiştim.Çünkü bu güne kadar hiç böyle bir gelenekle karşılaşmamıştım.Şimdi ise pazarı sevmeme bir neden daha eklemiş oldum.
Sizin oralarda pazar telaşı nasıl geçiyor,dualar eşlik ediyor mu alışverişinize bilmiyorum ama eğer böyle bir güzelliği yaşamadıysanız hayatınızda bir şeyler eksik demektir.
Dua güzelliğinde bir pazar günü diliyorum...

© Blogger - Template by Blogger Sablonlari - Header image by Deviantart