Yavaş yavaş uyku gözlerime uğramaya başladı.Aslında yazacak başka şeyler de vardı ama gelmişken buyur etmezsem bir daha gelmez diye korkuyorum.O yüzden bu gecelik bu kadar.
27 Ocak 2010 Çarşamba
Uykunun gözüme uğramadığı saatlerde yazılıyor bu satırlar.Eşim mışıl mışıl uyuyor.Ben uyuyayım diye çok bekledi ama sonunda gözleri yenik düştü uykuya.Ben de uykusuz saatlerimi müzikle ve yazıyla taçlandırayım dedim.Bugün sevinçliyim.Yarın gözümün bebeği gelecek.Ne çok özledim onu,kokusunu,gülüşlerini...Umarım hepimiz için güzel geçen günler olur.Sevincimin bir diğer sebebi de karne diyeceğim belki güleceksiniz.Hani küçükken de uyuyamazdım karne alacağım hafta.Bilirdim az çok notlarımı yine de engel olamazdım heyecanıma.Şimdi de aynı heyecan sardı tüm benliğimi.Bir de kar yağarsa,çılgınlar gibi kar topu oynar ve bir de kardan adam yaptık mı değmeyin keyfime.
10 Ocak 2010 Pazar
İÇİMDEN GELDİĞİNCE
Birbirine benzeyen günlerin bezdirici yordunluğunda ne yapacağını bilmeden her şeyi yapmaya çalışır bir haldeyim.Bazen dizilere sarıyor saatlerce o diziden bu diziye geçiyor;bazen saatlerce uyuyor;bazen saatlerce elimde şiş ip ne olacağına bilmeden örüyor;bazen saatlerce kitap okuyor;bazen saatlerce şiirlere sarılıyor-okuyor,dinliyor,bağıra bağıra söylüyor;bazen saatlerce müzik dinliyor;bazen saatlerce geçmişi düşünüyor-geçmişimle hesaplaşıyorum.Ne bir kimseyi göresim var ne de kimseye görünesim.Öylece kendime dönük her şeyden ve herkesten uzak kalmalıyım bu günlerde.
Kış bana yaramıyor.Aslında sonbahar dışındaki hiçbir mevsim bana yaramıyor.Beni ben yapan;beni bana anlatan mevsim sonbahar...İnadına sarı,inadına kırmızı,inadına başına buyruk.Kimisine göre ayrılık,kimisine göre ölüm sonbahar.Benim içinse var oluş...
Ahh Ankara'nın sonbaharı,Ankara'da sonbahar.Yapraklarda umursuzca yuvarlanışım.Yaprakları umarsız savuruşum.Ahh,Ankara,aaaahhhhhhhhhhh...Ne çok hasretim var sana dair.Toprağına uzanıp göğünü seyretmeye muhtacım tam da bugün.Delice yağan yağmurunda ıslanırken kahve içmeye,dostlarla kıyafetlerle havuzlarına dalmaya,...ne muhtacım.
Ne yapsam da olmuyor.O günler gelmiyor.O günlerdeki ben şimdi çok uzaklarda.
AN'ı yaşamaya inananlardanım ama bu günlerde geçmişteyim.
5 Ocak 2010 Salı
BEKLENEN
Nihayet geldi beklediğim.Ne bir arkadaş,ne bi yaren,ne bir hediyeydi gelen.Haftalardır yolunu gözlediğim ve bugün karşımda görünce yüreğimi pır pır ettiren,uzaklardan ta Mardin'den kopup gelen ucu yanık bir mektup.Dostlardan birine ait.Dostluğumuzun anısına yazılmış,eski günlere özlem dolu olan ve vefaya minnettar kalan satırlıyor süslüyor siyah renklerle beyaz kağıdı.Ha bir de üniversite yıllarında yaptığımız gibi sigara ile bir ucu yakılmış.
Binbir umudu ve hayali paylaştığımız; ama zamanla umutlarımızın ve hayallerimizin değişmesi gibi kendimizin de değişmesiyle yıpranan,üstü tozlanan bir dostluk...En çılgın günleri onunla yaşadığım ;yağmur altında yürümeyi en çok sevdiğim,gecenin bir yarısı kampüsün bahçesine uzanıp gökyüzünü seyrettiğimiz,Urfa'yı beraber keşfettiğimiz biraz çocuksu ama yüreğinde olgun; ismi gibi sevgi dolu olan dosttan gelen bir mektup insanı mutlu etmeye yetiyormuş meğer.Onunla olan dostluğum adına ne bir pişmanlığım,ne de bir "keşke"m var.Sevgi için 10 yıldır hep "iyi ki"ler birikiyor yüreğimde ve beynimde.Şanslıyım ki zamana yenilmedik zamanla değişmedik.Dosta ve dostluğa olan vefamızı hiç unutmadık.Sıra ise dostun çok sevdiği şiire vefada:
"...bir gün en olmadık bir anda bir ay düşürürsen
ya da bir gül
gönlümün en durgun sularına
bil ki delirme vakti gelmiştir..."
En olmadık bir anda yüreğime düşürdüğüm ay ve gül için sonsuz minnet sana SEVGİ....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




